KERBELA’NIN ‘KAN’ SAHRASINDA ‘SON ÖĞLE NAMAZI’
Mel’un Küfe leşkeri tarafından, Hazret-i Hüseyn (as) ve mazlum eshabının (ra) çadırları yakıldıktan sonra, Ebu Sümame Amr b. Abdullah es-Saidi (ra)’nin öğle namazı vaktinin geldiğini hatırlatması üzerine: “Namazı iyi hatırlattın. Allah seni, namaz kılanlardan ve zikredenlerden kılsın!… Sor bakalım, namaz kılıncaya kadar bize müsaade ederler mi?” diyen Hazret-i Hüseyn (as) ; Küfe ehli bir ara saldırıyı durdurunca şanlı eshabına son olarak öğle namazını salat-ı havf olarak kıldırdı. Ve; tekrar kudurmuş-azgın düşmanların saldırılarıyla karşı karşıya kaldı… (İbn’ül-Esir: 4/72; İslam Tarihi/Kerbela Faciası: 158-160)
ALİYY’ÜL-EKBER’İN ŞEHADETİ
Hazret-i Hüseyn’in eshabından Süveyd b. Amr’dan başka kimse kalmayınca büyük oğlu Aliyy’ül-Ekber (as) savaş meydanına çıkıp:
“Ben, Ali b. Hüseyn b. Ali’yim!..
Beyt’in Rabbine andolsun ki, biz daha yakınız Peygambere;..
Şimr’den, Şebes’ten ve babası belirsizin oğlundan!…
HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as), KUCAĞINDA OKLA VURULAN YAVRUSU
“Hazret-i Hüseyn, bir ara küçük yavrusu Abdullah, dizinde ve kucağında olduğu halde oturuyordu. Abdullah, o zaman üç yaşında idi. Küfe leşkerlerinin attıkları oklar Hazret-i Hüseyn’in (as) sağına-soluna, önüne ve arkasına düşüyordu. Ben-i Esed’den bir adam, bir ok atarak Abdullah’ı boğazından vurdu. Hazret-i Hüseyn (as), kanla dolan avuçlarını yere boşalttı. Ve:
“Ey Allah hm! Bize, göklerden yardım etmeyeceksen, hakkımızda ondan daha hayırlısını ihsan et! Şu zalim kişilerden de, bizim intikamımızı al! Ey Allah’ım! Bunlarla ve kavmimizden olanlarla aramızda sen hükmünü ver! Yardım etmek için bizi çağırdılar. Sonra da, tutup bizi öldürüyorlar!…” diyerek, yavrusunun boğazına saplanan oku çekip attıktan sonra, eliyle mübarek kanını silerken de: “Vallahi sen, Allah katında Salih peygamberin devesinden daha şerefli ve kıymetlisin, Muhammed (as) da, Allah katında Salih peygamberden daha üstün ve kıymetlidir!” buyurdu. Sonra, bir bez getirtti ve çocuğu ona sardı. Kılıcını sıyırarak, tekrar çarpışmaya başladı… (Taberî: 6/220, 256-257’den naklen, İslam Tarihi/Kerbela Faciası: 170-171; ve; Zehebi/Alâm: 3/208′den, İslam Tarihi: 4/195);…
İKİ MAZLUM EHL-İ BEYT YAVRUSU
Hani b. Sübeyt’ül-Hadramî anlatıyor: “… Hüseyn hanedanından tüyü bitmemiş bir çocuk çadırlardan dışarı çıktı. Üzerinde pelerin ve gömlek vardı. Sağa-sola dönüp bakınıyordu. Döndükçe, kulaklarındaki iki incinin sallandığını gördüm. Küfe süvarilerinden bir adam, atını tepip onun yakınına vardı. Atından çocuğa doğru eğilip, onu kılıçla ikiye biçti!…” (İslam Tarihi/Kerbela Faciası: 172);…
Ehl-i Küfe, Hazret-i Hüseyn’i (as) muhasara altına almış, şehid etmek için saldırılarını yoğunlaştırmışken, ‘Ehl-i Beyt’ten küçük bir çocuk, Hazret-i Hüseyn (as)’ın yanına gelmek istiyor, Hazret-i Zeyneb ise engellemeye çalışıyordu. Neticede çocuk, koşarak Hazret-i Hüseyn’in (as) yanına geldi. Bu sırada Bahr b. Ka’b denen mel’un, Hazret-i Hüseyn’in (as) üzerine kılıçla yürüyünce, çocuk: “Pis, mendeburun oğlu! Amucamı mı öldüreceksin?” diye bağırdı. Mel’un herif de, kılıçla çocuğa saldırdı. Çocuk, eliyle korunmak istedi. Kılıç, çocuğun elini kesti ve eli derisinde sallandı-kaldı. Çocuk: “Aman anneciğim!.. Halacığım!…” diye feryad etti. Hazret-i Hüseyn (as) onu tutup bağrına bastı ve: “Ey kardeşimin oğlu! başına gelene karşı sabret, çünkü Allah, seni sâlih ve tertemiz olan babalarının yanına gönderecek; seni, Resulullah’a (as), Ali b. Ebi Talib’e, Hamza’ya, Cafer’e, ve Hasan b. Ali’ye (as) kavuşturacaktır!” dedi ve Yüce Rabbine (cc) yönelerek, şöyle duâ etti: “Ey Allah’ım! Onlara gökten yağmur yağdırma ve yeryüzünün bereketinden onları mahrum et! Ey Allah’ım! Onları bırakır-yaşatırsan, tefrikalara uğrat, darma-dağın et! Onları bölük pörçük et!; yöneticiler hiçbir zaman onlardan razı olmasın! Çünkü onlar, yardım edeceklerini va’dederek bizi çağırdılar, sonra da, üzerimize yürüdüler ve bizi öldürdüler!…” (Îbn’ül-Esir: 4/78-79; İslam Tarihi/Kerbela Faciası: 174-175);…
HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as), SU İÇECEĞİ SIRADA AĞZINDAN OK İLE VURULMASI
Kerbela Çölü’nün ateşi ile yanıp-kavrulan mübarek ağzını su ile ıslatmaya çalışan Hz.Hüseyn’i (as); habis-mel’un Husayn b. Nümeyr , attığı bir ok ile mübarek ağzından vurmuş ve ağzı kan ile dolmuştu. Hazret-i Hüseyn (as), ağzından akan kanı avuçlayarak semaya attı ve Allah-ü Teala’ya (cc) hamd-ü sena ettikten sonra, ellerini havaya kaldırarak:,
“Allah’ım! Onları derleyip-toplayıp yok eyle! Yeryüzünde onlardan birini sağ bırakma! ” diyerek beddua etti…
Canî-vahşi Küfeli süfeha, Hazret-i Hüseyn ile ev halkının bulunduğu çadırların arasını işgal ederek, Mazlum-u Kerbela’nın (as) ev halkı arasındaki irtibatı tamamen kesince, Hazret-i Hüseyn(as): “Yazıklar olsun sizlere! Sizin dininiz yoksa, siz kıyamet gününden korkmuyorsanız, bari dünya işlerinde hür, asaletli-seçkin kişizadeler gibi olunuz ve öylelerine yaraşan hal ve hareketlerde bulununuz da, ağırlıklarımı ve ev halkımı rezillerinizden ve zır cahillerinizden koruyunuz!” dedi… (İslam Tarihi/Kerbela Faciası: 172-173; îbn’ül-Esir:4/78);…
HAZRET-İ HÜSEYN’İN ŞEHADETİ
“Sağından ve solundan Hazret-i Hüseyn’in (as) üstüne hamle üstüne hamle yapılıyordu. O, sağındakilere hamle yapıyor, onları dağıtıyordu; daha sonra soldakilere de hamle yapıyor, onları da dağıtıyordu.Oğlu, ailesi ve tüm eshabı öldürülmüş, yara-bere içinde ve aç-susuz eli-kolu kırılmış olduğu halde, onun kadar kendisini üzüntüye kaptırmayan, hareketsiz kalakalmayan ve eşsiz bir cesaretle tek başına ileri atılan bir kişi daha görülmemiştir. Kendisini saran piyade birlikleri, arslan saldırısına uğramış keçi sürüleri gibi sağından ve solundan bozulup darma-dağın oluyordu. Küfe leşkerleri ise, dört tarafını vahşice kuşatmış, her taraftan saldırıyı sürdürüyor, o Yüce Server’i ok-kılıç ve mızrak yağmuruna tutuyor, şehid etme yarışı içerisinde bulunuyorlardı…
İşte, Hazret-i Hüseyn (as), bu feci durumda iken Hazret-i Zeyneb: “Ah! Keşke, gökyüzü yerin üzerine kapanıverseydi!…” diyerek, meydana çıktı ve karşısında Ömer b. Sa’d'ı (Allah’ın sonsuz la’neti onun ve yandaşlarının üzerine olsun!) görünce: “Ey Ömer! Ebu Abdullah, senin gözünün önünde ve sen ona bakıp-dururken böyle öldürülecek mi?…” diye bağırdı. Ömer’in gözleri yaşardı, göz yaşlarını tutamadı, yanakları ve sakalının üzerine aktı!.. (Hayret!…) Ve yüzünü, Hazret-i Zeyneb’den başka tarafa çevirdi…
Hazret-i Hüseyn’in (as) üzerinde ipek bir cübbe bulunuyordu. Başı sarıklıydı ve saçlarını kınalamıştı. Piyade olarak, kahraman atlılar gibi savaşıyordu; atılan oklardan korunuyor, gediklerden faydalanıp fırsatları değerlendiriyor, atlılar üzerine hamleler yapıyor ve şöyle söylüyordu:
“Hep birlikte beni öldürmek için mi bir araya gelmiş bulunuyorsunuz? Vallahi, benden sonra kullarından kimi öldürürseniz, Allah, hiçbir şekilde beni öldürdüğünüz kadar gazaba gelmeyecektir. Vallahi Allah, benden sonra kullarından öldüremeyeceğiniz bir kulu, benim öldürülüşümden dolayı size gazap ettirip-mûsallat edecektir. Allah‘a andolsun ki, sizin bana yaptığınız bu hakaretinize karşı, Allah‘ın bana ikramlarda bulunacağını umuyorum! Siz, nerede olursanız olunuz, haberiniz olmadan Allah, sizden benim intikamımı alacaktır! Vallahi!, siz beni öldürecek olursanız, muhakkak ki Allah, sizin aranıza bir bela verecek; güçlerinizi birbirinizin arasına ve birbirinize karşı koyacak ve birbirinizin kanını akıtacak, bununla da yetinmeyerek acıklı azabını size kat kat artıracaktır!…
Mübarek bedeninde, (ok yaraları hariç olmak üzere) 33 mızrak ve 34 kılıç darbesi bulunan Şehid-i Mazlum Hazret-i Hüseyn’in (as) üzerinde bulunan tüm eşyaları ve elbiseleri, canî-vahşi Küfe şakileri tarafından kapışılıp yağmalandı, her biri bir şeyini alıp-gitti… Aynı yağma ve talanı, hayatta kalmış kadın-çocuk tüm Ehl-i Beyt mensuplarına da icrâ eden Küfe leşkerleri, Hânedan-ı Resuîullah’ın (as) çoluk-çocuğunun ve kadınlarının elbiselerini soyup-yağmalayacak kadar alçalmış ve haysiyetsizleşmiş, böylece; insanlık tarihinin en habis ve en rezil timsâli haline gelmiştir…
Bununla da yetinmeyen caniler, başları kesilmiş bulunan (başta Seyyid’üş-Şüheda Hazret-i Hüseyn (as) olarak, tüm) Kerbela şehidlerinin mübarek cesetleri üzerinde at koşuları yapmış, toprakla karışıp-belirsiz oluncaya kadar atlarla o mübarek şehidlerin cesetlerini çiğnemiş, bununla da; tarihin en vahşi sürüleri payesini almışlardır…
Hicretin altmış birinci yılında ve Muharrem ayının onunda Cum’a günü öğleden sonra 57 yaşında şehid edilen Hazret-i Hüseyn’in (as), 72 eshabı da Kerbela sahrasında şehadet makamına ulaşmıştır. Ki; bunlardan ikisi kendi oğlu, altısı kardeşleri, dördü Hazret-i Hasan’ın oğulları, üçü Abdullah b. Ca’fer’in (Hazret-i Zeyneb’in) oğulları, dördü Müslim b. Akil’in oğulları, biri Akil b. Ebi Talib’in oğlu, biri Abdullah’ul-Ekber b. Akil’in oğlu, biri Ebi Said b. Akil’in oğludur. (Allah’ın sonsuz salat-ü selamı hepsinin üzerlerine olsun!)… (Tafsilat için bakınız; İbn’ül-Esir (Tere): 4/79-81; Taberî. 6/258-260, 261, 270′den ve saireden naklen, İslam Tarihi: 4/198-201 ve ; Kerbela Faciası: 175-183);…
ŞEHİDLERİN MÜBAREK BAŞLARI’NIN KÜFE’YE TAŞINMASI
Hazret-i Hüseyn’in (as) ve o mübarek 72 esbabının (Allah-u Teala (cc)?nın sonsuz selamı üzerlerine olsun!) kesilen başları, Şimr b. Zilcevşen gibi mel’unlardan oluşan habis bir güruhun öncülüğünde, kabilelere (Havazin-Temim-Kindi-Ezdi-Sakif ve Ben-i Esed’e) taksim edilerek, Ömer b. Sa’d tarafından Küfe’ye, îbn-i Ziyad’a (müjdelerle) gönderilmiş, İbn-i Ziyad’ın önüne konulan mübarek şehidlerin başları ile müstekbirâne istihzaya yeltenen İbn-i Ziyad’a, o sırada orada bulunan ünlü sahabelerden Zeyd b. Erkam ve Enes b. Malik itiraz etmiş, “Hazret-i Hüseyn’in ağzını, bizzat Resulullah‘ın öptüğünü gözleriyle gördüklerini, binaenaleyh, onun ağzına asasıyla dürtmemesini..!(?)” söylemişlerdir. (Asl olanın, öyle bir mel’unun sarayında bulunmama olduğunu, indellah en büyük mesuliyetin bu olduğunu bilmiş olsalardı, daha yerinde ve daha isabetli olacağı izahtan varestedir! Zira; tüm tağutlar ve şeytanî güçler, sâlih diye bilinen eşhasın gölgeleri altında habis saltanatlarını sürdürmüş ve zulümlerine meşruiyyet(?) kazandırmaya çalışmışlardır…)….
Hazret-i Hüseyn’in (as) mübarek başını tüm Küfe sokaklarında dolaştırıp teşhir ettiren mel’un İbn-i Ziyad, nihayet tüm şühedânın mübarek başlarını Yezid-i Mel’un’a (Şam’a) göndermiştir… (Bakınız; Ibn’ül-Esir: 4/81-84; Tabakat-ı İbn-i Sa’d: 5/100; Zehebi-Alâm: 3/209; Tarih-i Taberî: 6/262-264′ten naklen, İslam Tarihi: 4/203-204; Kerbela Faciası: 186-188);…
islami davet