1979’dan beri tam 30 yıldır, İran İslam İnkılâbı tarafından alışılagelmiş bir gezi düzenleniyor.Her yıl 11 Şubat kutsal İslam İnkılâbı yıldönümünde düzenlenen bu geziye birçok ülkeden davet edilen, aktivist, yazar, sanatçı, âlim, düşünür ve İslam İnkılâbına gönülden bağlı binlerce kişi katılır.
İran, düzenlediği bu gezilerle aslında küfrün tüm organları tarafından yanlış tanıtılmak istenen İslam İnkılâbını gelin bizden öğrenin demek istiyor.
Olması gereken de budur zaten. Diğer yandan bakıyoruz Amerika, İsrail ve işbirlikçileri, Ortadoğu da en büyük karakollarını kaybetmenin verdiği sıkıntı ile ne yapacaklarını şaşırmış bir halde, İslam İnkılâbını yıkmak için tüm güçlerini seferber etmiş ve bu doğrultuda her türlü terörü kendilerine mubah kılmışlardır.
İslam inkılâbından önce bu zalim güçler tarafından sömürülen bölge halklarının, İslam inkılâbının doğuşu ile uyanmaya başlaması ve yine zalimlere karşı mazlumların sesi haline gelen İslam inkılâbının, dünya halklarına İslam dininin güzelliklerini anlatmak için büyük bir fırsat oluşturması ile beraber, iblis ve iblislerin buna engel olmak düşüncesi ile inlerinden çıkarak, amaçlarına ulaşmak için her türlü ahlaksızlığı işlediklerini ve işlettiklerini görmekteyiz.
Ortadoğu ve İslam ülkelerine baktığımız zaman bölgeyi parçalamak ve İslam’ı zayıf düşürmek için çoğunlukla ırkçılık ve mezhebi ayrımcılık kisvesi altında işlenen cinayetleri ve terörleri görürüz.
Avrupa’ya baktığımızda ise orada da yine terör saldırıları gibi yöntemler kullanılarak İnsanlar İslam dininden soğutulmaya çalışılıyor.
Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı İran’da, toplumlara İslam ve İslam inkılâbını doğru bir şekilde anlatmak ve tanıtmak için yoğun çaba harcıyor.
Bu çabaların meyvelerinden biri de İslam inkılâbının öğretileri ile yetişen İslam inkılabı gibi Kudüs meselesini öncelikli davası haline getiren ve Filistin tamamen özgür olmadıkça biz rahat uyuyamayız diyen Lübnan İslami direniş hareketi Hizbullah dır.
14 Ocak’ta Hizbullah’ın daveti üzerine Direnişe Destek platformuna katılmak için Lübnan’a gittik.
Birçok ülkeden katılımların olduğu platformda Türkiye’den de gazeteci Ahmet Varol ve SP genel sekreter yardımcısı Atıf Özbey de davetliler arasında idiler.
Bizlerde bu platforma katılmakla beraber Lübnan ve İslami direniş hareketi Hizbullah’ı daha yakından tanıma imkân bulduk.
Lübnan gezimiz sırasında ilk olarak Hizbullah Dışişleri temsilcisi Şeyh Hasan ile yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirdik.
Bu bir saatlik görüşmede Şeyh Hasan’ın onlarca kez kullandığı iki sözlük dikkatimizi çekti. Biri Vahdet Diğeri de Kudüs.
Şeyh Hasan ayrıca Türkiye’nin Filistin davası ve direnişine verdiği desteği takdirle karşıladıklarını dile getirdi ve Türk halkının tarih boyu Mazlumların yanında olmasından ve Ehlibeyt’e olan muhabbetinden dolayı memnuniyetlerini bildirdi ve Türk halkına teşekkürlerini iletti.
Görüşmemizin devamında şeyh Hasan, Müslümanların artık oyuna gelmediklerini, teferruatları bir kenara bıraktıkları ve ortak doğrular ve değerlerde bileştiklerini söyledi.
İkinci gün Lübnan devletine ait bir binada düzenlenen direnişe destek konferansına katıldık. Salon dolup taşıyordu. Dünyanın her tarafından binlerce davetli Hizbullah Lideri Seyyid Hasan Nasrallah’ın konuşmasını dinlemek için yerlerini almıştı. Ekranda Seyyid Hasan Nasrallahın görünmesi ile birlikte salonda bir hareketlilik başladı kimileri tekbirlerle kimileri alkışlarla kimileri de attıkları sloganlar ve akıttıkları gözyaşları ile Seyyid Nasrallah’a karşı duydukları sevgiyi dillendirmeye çalışıyordu.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Nasrallah, Direnişe destek veren tüm halklara teşekkürlerini sundu.
Nasrallah konuşmasında kendisine ayrılan kısa sürede Mücadelenin aydınlık tarafından bahs etmek istediğini, karanlık tarafından ise zalim ve müstekbir güçlerin bahs ettiğini söyledi.
Nasrallah, İsrail’in Filistin’i gasp eden işgalci bir varlık olduğunu ,Zulüm ve İstikbarın merkezi haline gelen bu varlığın kurulduğu ilk günden beri bölgemizde kendi menfaatlerini her daim koruyacak bir yerleşim gücü oluşturmak istediğini belirtti.
Nasrallah 1973 Ramazan savaşında, Suriye ve Mısır ordusunun İsrail’e karşı kazandıkları destansı zaferin, İsrail’in 1948’deki kuruluş başarısı ve 1967’deki genişleme başarısından sonra kurduğu genişleme hayalini suya düşürdüğünü söyledi. Bu olaydan yıllar sonra Mısır’ın Camp David toplantısında Mısır rejimini Mücadele denkleminden çıkarması, mücadele tarihinin en tehlikeli dönüşümü oldu. Ancak Allah’u Teâlâ İmam Humeyni önderliğindeki İslam İnkılâbının bu denkleme müdahil olmasını diledi.
Nasrallah, Tüm davetlilerin can kulağı ile dinlediği tarihi konuşmasında Filistin direnişine ihanet eden İsrail işbirlikçisi Arap rejimlerin ihanetlerinden, Hizbullah ve Filistin direnişinin İsrail’e karşı kazandıkları zaferler ve tarihe altın harflerle yazılan destansı kahramanlıklarından sırasıyla bahs etti. Nasrallah duygu yüklü muhteşem konuşmasının sonunda Hizbullah Hayranı katılımcılara seslenerek, Siz, Filistin, Lübnan, Irak, İslam Ümmeti ve direnişi seven kardeşlerim! İsrail’in her gün Lübnan’a yönelik savurduğu ve sizlerin de şahit olduğu tehditleri karşısında sizlere söz veriyorum ki ileride İsrail ile olabilecek her hangi bir savaşta düşmanımızın hedeflerini boşa çıkaracağız, onları yeneceğiz, bölgenin şeklini değiştireceğiz ve tarihe yazılacak büyük bir zafere imza atacağız. Sizlere söz veriyorum bu bölgenin geleceği izzetli ve onurlu yaşamın, hürriyetin ve direnişin geleceği olacaktır ve Allah’ın izniyle İsrail, İstikbar ve zulüm yok olacaktır dedi.
Nasrallah’tan sonra yine direniş önderlerinden Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas Lideri Halid Meşal de coşkulu bir konuşma yaptı.
Halit Meşal’de aynı şekilde binlerce davetli tarafından büyük bir sevgi ile karşılandı. Konuşmasına başladığı sırada, İslam dünyasının önde gelen Ehli Sünnet Âlimlerinden Yusuf el Kardavi ve İslam mezhepleri yakınlaştırma kurumu başkanı Ayetullah Teshirininin salona birlikte girdiğini gören Meşal, işte vahdet budur. Bizler Âlimlerimizi İğrenç Mezhebi ve Hizipçi bölünmeler yerine bu şekilde ümmetin problemleri ve direnişin etrafında bir araya gelmelerini arzuluyoruz dedi.
Meşal konuşmasında Filistin davasına verdiği destekten dolayı İran’a teşekkür etti. Türkiye’ye de övgüler yağdıran Meşal, Arap ülkelerini ise sert bir dille eleştirdi. Meşal Filistin Meselesinde İsrail’e karşı kayıtsız kalan Arap rejimlerine seslenerek, Büyük güçlere karşı duran İran modeli hoşunuza gitmiyorsa, baskılara boyun eğmeyen Suriye modeli hoşunuza gitmiyorsa, İsrail’e özür dilettiren ve özür dilettirmekle yetinmeyip siyasetinde değişiklik yapmayacağını da vurgulayan Türkiye modeline bakın dedi.
Daha sonra İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı temsilcisi bir konuşma yaptı. Ardından Irak İslam Birliği Başkanı dr Dari’nin konuşmasını dinledik.
Türkiye’den SP genel sekreter yardımcısı Atıf Özbey ise güzel bir Arapça ile yaptığı konuşmasında
Çağlayan meydanında düzenlenen Direnişe destek mitingine 1 milyon kişinin katıldığını hatırlattı ve Prof Dr Necmeddin Erbekanın İslam ülkeleri arasında birlik oluşturulması ve bu yöndeki çalışmaların desteklenmesi gerektiğini sık sık vurguladığını söyledi.
Kongrenin ikinci gününde de yine birçok ülkeden gelen siyasi şahsiyetler, yazarlar ve bilginler direnişe destek noktasında konuşmalar yaptılar. Türkiye’den de Abdullah Turan hoca bir konuşma yaptı.
Abdullah Hoca yaptığı konuşmada Hizbullah ve Hamas direnişine övgülerde bulundu ve Allah’ın Direnişe olan gaybi yardımından bahs etti.
Kongre kapsamında farklı ülkelerden gelen birçok direnişçi Müslüman kardeşlerimizle tanışmak imkânı bulduk. Yemen’in Husi Hareketini temsilen kongre’ye katılan Muhammed Şami Kardeşimizle Yemen’de yaşanan daha doğrusu Husi Müslümanlarına yaşatılan acı ve iztiraplardan konuştuk.
Yemenli Seyyid Muhammed kardeşimiz, şu anda 50.000’in üzerinde askeri olan Zeydi Husilerin İslam İnkılâbından önce sabır kavramı tahrifinden nasibini aldıklarını ve en doğal haklarından bile mahrum bırakıldıkları halde zalimlere karşı sessiz kaldıklarını ancak İslam İnkılâbının doğuşu ile Yemendeki Zeydi Müslümanlarında İslam İnkılâbını Kendilerine örnek alarak ve yine İran’da dini eğitim almış Bedreddin El Husi önderliğinde Husi hareketini kurduklarını ve kendilerini en doğal haklarından bile mahrum bırakan zalimlere karşı haklarını aramaya başladıklarını söyledi.
Seyyid Muhammed, Husilerin bilinçlenmesini hazmedemeyen El Kaide örgütünün Husi Hareketinin Haklarını Siyasi yollardan bile aramasından rahatsız olduğunu, özellikle Yemen halkının hızlı bir şekilde uyanışa geçmesi ve haklarını araması, Yemen’e sınır olan El Kaide destekçisi Suudi Arabistanı kaygılandırdığını bunun üzerine Suud rejiminin El Kaide Örgütünü kullanarak bölgede huzursuzluk ortamı yarattığını ve El Kaide bahanesini de ortaya atarak zaten zalim Yemen hükümeti tarfından katledilen Husi Müslümanları daha rahat ortadan kaldırmak için Amerika ve İsrail’in’de her türlü desteğini alarak katliamlarına devam etmekte olduklarını söyledi.
Seyyid Muhammed’in sözlerinde dikkat çekici bir husus daha vardı. Muhammed’in açıklamasına göre El Kaide’yi yok etme Bahanesi ile ülkesinin Amerika tarafından işgal edilmesini bile göze alan Yemen Devlet Başkanı Abdullah Salih’in üvey kardeşinin ve başbakanlık danışmanının da El Kaide örgütünden olması idi.
Yemenli Seyyid Muhammed, tüm bu olumsuzluklar ve düşmanlarının sayı çokluğuna rağmen kendisine Hizbullah’ın direnişini örnek alan Husi Direnişinin Allah’ın da yardımıyla her geçen gün daha da büyüdüğünü ve bölge halklarından tam destek aldığını, ellerinde olan az imkanlara rağmen düşmanları püskürttüklerini ve haklarından son nefeslerine kadar vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Kongrenin üçüncü gününde ise Güney Lübnan da cephe ve sınır bölgelerini gezdik. Başkent Beyrut tan dört saatlik mesafesi olan Güney Lübnan’a onlarca otobüs ve şahsi araçlarla konvoy halinde gittik. Kat ettiğimiz yol boyunca Lübnanlıların yol kenarlarında durup el sallayarak bizleri karşılaması ayrı bir duygu yoğunluğu yaşamamıza neden oldu.
Savaş bölgesinde delik deşik ve yıkık binalar dikkat çekiyordu ama bunların yanında İran’ın tam da Siyonistlere sınır olan bir bölgede İsrail askerlerinin gözlerine sokarmışçasına yaptırdığı ihtişamlı bir park vardı ki dikkatleri üzerine çekiyordu.
Bölge halkının ailece o parka gidip korkusuzca zaman geçirmesi, İsrail askerleri için psikolojik bir darbe niteliğinde.
Savaş bölgesinden dönüşümüzde Namaz için durduğumuz bir dinlenme tesisinde kısa bir konuşma yapan Hizbullah Güney Lübnan sorumlusu Şeyh Nebil, İslam İnkılâbı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamenei’ye Hizbullah ve Hamas direnişine verdiği destekten dolayı teşekkürlerini dile getirdi. Şeyh Nebil kendilerini dağ sanan devletlerin boyun eğdiği İsrail’e Hizbullah’ın boyun eğmediğini vurgulayarak, bizlere saldıran ve bizleri eleştirenlerin, eleştirmelerindeki sebep ne Şii olmamızdır ne de Arap olmamız ne de başka bir şey, bizlere saldırmaları sadece ve sadece Filistin’e verdiğimiz destek içindir. Bizim de bu durumda söyleyeceğimiz tek söz budur ki: bizler var oldukça Filistine desteğimiz de devam edecektir, Kudüs tamamen özgür kalmadıkça kalbimiz rahatlamıyacaktır, Biz Zaferi siyasi oyunlarla değil kan ve gözyaşıyla kazandık, düşmanlarımız tekrar gelsinler, yine havalarını alıp giderler diye konuştu.
Lübnan ziyaretimizin son gününde ise Hizbullah genel sekreter yardımcısı Şeyh Naim Kasım ile bir görüşme yaptık.
Şeyh kasım’da Türkiye’nin İsrail’e karşı duruşunu takdirle karşıladıklarını belirtti ve ne mutlu bizlere ki Direnişe destek veren Ülkelere bir yenisi daha eklendi dedi.
Şeyh Kasım Hizbullah olarak Lübnan’daki bütün gruplarla iyi ilişkiler içinde olduklarını söyledi.
Şeyh Kasımdan aldığımız güzel bir haber de, Hizbullah’ın 2006 Temmuz savaşına göre 3 kat daha güçlendiğini ve şu an İsrail’in tüm noktalarını vuracak kadar füzelere sahip oldukları haberi idi.
Bütün Müslümanlarla ilişkilerin en yüksek derecede olması gerektiğini vurgulayan Şeyh Kasım, bu doğrultuda hareket etmenin Allah’ın dinine yardımcı olacağını söyledi.
4 günlük ziyaretimiz boyunca Lübnan Halkının Hizbullah’a olan güveni ve duydukları sevgiyi görmemek mümkün değil. Başkent Beyrut sokaklarında dahil Lübnan devlet başkanlarının resimlerini görmek zor ama diğer taraftan Nasrallah ve İmam Musa Sadr başta olmak üzere Direniş önderlerinin resimleri ve posterleri cadde ve sokakları süslüyor.
Lüban’da Şii’sinden Sünnisine Dürzisinden Hırıstiyanına herkes kendini Hizbullah’ın emrine amade bir fert olarak görüyor . Bu da İsrail’in bölgeye hakim olma hayaline ulaşmasına imkan vermiyor ve vermeyecektir İNŞAALLAH.
zehranet