10 şubat 2009 tarihi, İran İslam inkılabının 30. zafer yıl dönümü ve bu inkılabın 4. on yılının başlangıç tarihidir. Bundan önce de belirttiğimiz üzere 11 şubat 1979 tarihinde 20. yüz yılın en önemli siyasi olayı, yani İran'da İslam inkılabının zaferi dünya halkının gözleri önünde gerçekleşerek bölge ve batının devlet adamları ve siyaset uzmanlarını, gerçekleştiğine inanamadıkları ve kalıcı olmasını istemedikleri, fakat gerçekleşen ve kalıcı olan İslam inkılabının zaferini değerlendirmeye yöneltti.
İran'da İslam inkılabının zaferi sadece bir ülkede bir rejimin değişmesi ve yeni ve halkçı bir nizamın yerine geçmesi ile sınırlı bir hadise değildi. Nitekim Amerika, Avrupa ve siyonist rejimden bir çok yetkili yazılarında ve açıklamalarında İslam inkılabını batı için yıkıcı bir deprem şeklinde değerlendirdiler. Pehlevi döneminde İran üzerinde tam sulta kuran Amerika, bu yüzden Ortadoğu bölgesinde en güçlü siyasi, iktisadi ve akseri konuma sahipti. Ancak İslam inkılabının zaferi, beyaz sarayın sultasının son bulması Amerikalı güvenlik, askeri ve siyasi güçlerinin İran'dan geri çekilmesi, Ortadoğu bölgesinde güç dengelerini altüst etti ve Amerika'yı bölgedeki en önemli yandaşlarından mahrum bıraktı.
İmam Humeyni (ra) İslam inkılabının zaferini Nur'un patlaması şeklinde değerlendirdi. Gerçekten de bu patlamadan doğan güçlü dalgalar İran ve İslam dünyasının sınırlarını aşarak dünyada bir çok İslam ülkesi ve hatta İslami olmayan ülkelerde kurtuluş hareketlerine örnek oluşturdu.
Nitekim İran'da İslam inkılabının zafere kavuşmasından sonra Nikaragua'da Sandinist milisler savaşlarını kazanarak Amerika'ya bağımlı rejimlerini devirdi. Eski Soviyetler Birliği Kabil'i kontrolü altına almak ve bu ülkede İslami akımları durdurmak için bu topraklara çıkarma yaptı. Irak'ta Saddam gerçekleştirdiği darbe sonucu iktidarı ele geçirerek bu ülkede İslami hareketleri bastırmaya başladı. Lübnan ve Filistin'de de halk kitleleri İran'da gerçekleşen İslam inkılabını kutlamaya başladı ve Mısır, Cezayir, Sudan ve Türkiye gibi ülkelerde de İslami hareketler ihya oldu.
İkinci dünya savaşından sonra dünyaya zalim bir sulta düzeni kuruldu ve dünyanın bir çok bölgesi Amerika ile Soviyetler Birliği arasında paylaşıldı. Nato ve Varşova paktı adil bir şekilde kurulmayan yeni düzenin bekçileri oldular ve Washington ve Moskova dışında hiç bir halkçı hareketin şekillenmesine izin vermediler.
Dünya doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldığı o sıralarda 3. dünya ülkelerinde hiç bir hareket bu iki kutuptan birine bağlı olmaksızın gerçekleşemiyordu. İşte bu şartlar altında İslam inkılabı ne doğu ne batı sloganı ile zafere kavuştu ve batı süper gücünün İran üzerindeki sultasına son verdi ve doğu süper gücünü de İran'a müdahale konusunda uyardı.
Doğu blokunun teorisyenleri uzun yıllar 3. dünya ülkelerine komünist blokun desteği olmaksızın hiç bir milletin Amerika'nın temsil ettiği emperyalizmle mücadele edemeyeceğini telkin etmişti. Aynı teorisyenler uzun yıllar dinin milletlerin afyonu olduğunu haykırmıştı.
İran İslam inkılabı ise imam Humeyni önderliğinde batının Ortadoğu bölgesindeki güvenli bölgesinde yani İran'da gerçekleşmişti. Bu inkılap doğu ve batıyı reddederek İslam ilkelerine göre gerçekleşti ve bu stratejik sloganı ile en başta doğrudan Amerika ile yüzleşti ve batıya bağlı rejimi devirdi.
İslam inkılabının zafere kavuşma İslam dininin halkın afyonu olmadığını, bilakis dünyada zulüm ve zalimlere karşı mücadele için en güçlü inanç ve ideoloji olduğunu ispatladı. Bu yüzden ve uluslararası güçlerin şah rejimini korumak ve İslam inkılabını önlemek için sarf ettiği tüm çabalara karşın İran milleti imam Humeyni önderliğinde bu inkalabı zafere taşıdı ve İran'ı ebediyen şahların sultasından kurtardı. Yürekten inanan imam Humeyni ve İran milleti dışında bölgede ve batıda tüm siyasi gözlemciler ve politikacılar hatta son günlere dek şah rejimini devirmenin imkansız olduğunu düşünüyordu.
İran milleti imam Humeyni (ra)'in liderlerini beyan etmek için peygambervari liderlik tabirini kullanır ki bu tabir gerçekten her türlü abartmadan uzak bir tabirdir. İmam Humeyni derin imanı ve dolu siyaseti sayesinde bölgenin ve dünyanın geleceği ile ilgili bir çok olaya açıklık getirdi. İmam 1960'lı yılların başında şah rejiminin hapishanelerinde şah ordusundan bir komutan tarafından sorgulandığı sırada, siz hangi askeri güçle şah ile mücadele edeceksiniz? Sorusuna, benim askerlerim şu anda beşikteler, şeklinde karşılık vermişti. Nitekim daha sonraki yıllarda inkılap sürecinde ve dayatılan savaşta sokakları ve savaş cephelerini dolduran gençler imamın bu öngörüsünü doğruladı.
Bunun dışında imam, eski soviyetler birliğinin son lideri Gorbaçev'e bir mektup yazarak komünist düzenin çökeceğini bildirmesi, dayatılan savaşın en doruk günlerinde Fars körfezi ve Ortadoğu bölgelerinde yer alan ülkeleri Irak'ın yakında çökeceği ve bu yüzden Saddam rejimine destek vermekten vaz geçmeleri konusunda uyarması da imam Humeyni'nin yaptığı öngörüler arasında yer alıyordu. Nitekim imamın o sıralarda öngördüğü olaylar bir bir gerçekleşirken batıda hiç bir devletadamının aklına bile gelmemişti. Bu olaylar günümüzde 20. yüz yılın tarih sayfalarında kayda geçmiş bulunuyor. Bu yüzden imamın 60'lı yıllarda 20. yüz yılın bir çok hadiseye gebe olduğunu bildiği inkar edilemez. Eğer böyle olmasaydı, imam Irak'ta sürgün yaşadığı yıllarda, Fransa'da geçirdiği günlerde ve yine İslam inkılabını zafere taşıyan tarihi on günde bu kadar kesin ve sarsılmaz bir şekilde şah rejiminin devrilmesi ve İslam inkılabının zafere kavuşmasından söz edemezdi.
Ancak ne ver ki İslam inkılabı zafere kavuştuğu günden itibaren düşmanların İran İslam cumhuriyetine karşı komploları ve düşmanlıkları başladı. Amerika elebaşlığındaki batı, müslüman ve inkılapçı İran milletine karşı düşmanca tavırlarını başlattı. Komşuluğunda İslami bir nizamın doğuşu ve kendi müslüman cumhuriyetlerini etkilemesinden korkan soviyetler birliği de bir çok konuda Amerika ile İran aleyhinde eşgüdümlü hareket etmeye başladı. Amerika ve soviyetler birliğinin İran İslam cumhuriyetine karşı ortak tavırlarından biri, İslami nizama karşı ayaklanan inkılap karşıtı örgütleri desteklemekti ki daha sonra ele geçirilen belgeler bu örgütlerin bu iki güç tarafından desteklendiğini ortaya koydu. Öte yandan Amerika ve soviyetler birliğinin dayatılan savaşta Saddam rejimini desteklemesi herkesçe bilinen ve inkar edilemeyen bir gerçektir. Saddam batının desteği ile petrol tankerleri savaşını başlatırken soviyetler birliğinin yardımı ile de İran'ın yerleşim merkezlerini Rus füzelerle vurmaya başladı.
İslam inkılabı ilk on yılında imam Humeyni (ra)'in liderliğinde ve son iki on yılda da Ayetullah Hamanei'nin önderliğinde düşmanların tüm komploları ve sabotajlarını etkisiz hale getirmeyi başarmıştır. Şimdi İran İslam cumhuriyeti 4. on yıllık sürecine girdiği bir sırada bölgesel bir güç konumundadır ve bu gücün rolü, ne Ortadoğu ne de Fars körfezi bölgelerinde inkar edilemez.
İran son 30 yılda nizam yetkililleri ve halkın desteği ve vahdeti sayesinde uzlaşmaz politikalarını sürdürmeyi başarmış ve Amerika ve siyonist rejimin bölgede tefrika çıkarma komplolarını etkisiz hale getirmiştir.
İslam cumhuriyetinde herkes sulta düzeninin düşmanlığı 4. on yılda da süreceğini bilmektedir ve bu yeni süreçte de düşmanlar bir çok sorun çıkaracaktır.
Gerçi görünürde Amerika elebaşlığındaki sulta düzeni ile İran İslam cumhuriyeti arasında söz konusu olan saflaşmada eşitlik unsuru yoktur, lakin ilahi vaad ve İslam inkılabının emelleri mazlumların zalimlere karşı zafer kazanacağını müjdelemekte ve bu zafer de 3. milenyumda, 2. milenyumde İslam inkılabının yarattığı büyük ve harikulade hareket gibi yeni bir büyük ve harikulade hareketin habercisi olabilir.