Önceki iki yazıda itidal ve dengeli olmanın anlamı, İslam’ın bu kavrama bakış açısı ve ferdi dengeli hayat yönündeki yönlendirmeleri hakkında kısaca bilgiler aktarmaya çalıştık.
Bu yazıda ise İslam’ın dengeli sosyal hayat yönündeki yönlendirmeleri ve tavsiyeleri hakkında kısa ve öz bilgiler aktarmaya çalışacağız.
Ölçülü arkadaşlık.
İnsan, sosyal bir canlıdır ve hayatta kalabilmesi için diğer insanlarla birlikte yaşama ihtiyacı duyar. Yüce yaratan, insanı yaratılış itibariyle diğer insanlarla iç içe yaşayacak şekilde tasarlamıştır ve bu özelliği onun fıtratına yerleştirmiştir.
Diğer insanlarla beraber yaşamanın getirdiği kaçınılmaz sonuçlardan birisi ise arkadaşlıklardır.
İslam dini, insanlar arsında yaşanan arkadaşlık ilişkilerinin aşırlıklardan uzak olması için bu yönde birçok tavsiyelerde bulunmuştur.
Arkadaşlık yapmak ve bu vesileyle yardımlaşmak, İslam’ın tavsiye ettiği bir sosyal davranış biçimidir ancak aşırıya giderek arkadaşlıklarda ölçüyü kaçırmak, her zaman İslam’ın sakıncalı bulduğu bir davranış biçimidir.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Arkadaşınla dengeli arkadaşlık et zira gün gelir de düşmanın olabilir, düşmanınla ise dengeli düşmanlık et zira gün gelir de dostun olabilir.
İnsanın, bütün sırlarını arkadaşıyla paylaşması ve aile içinde yaşanan mahrem olaylar dahil bütün hayatını arkadaşına anlatması yanlıştır, zira aynı kişi daha sonra düşman konumuna geçebilir.
Bunun tersi de geçerlidir yani husumetlerde aşırıya gitmek ve düşmanlıklarda yiğitçe davranışlardan uzaklaşmak, zamanla dost konumuna geçen o kişi karşısında insana oldukça büyük mahcubiyetler yaşatabilir.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Birisiyle olan ilişkini kesmek istersen kendine bir dönüş yolu bırak.
Ölçülü güvenmek.
Güvenmek, sosyal hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Her şeye kuşkuyla yaklaşan bir insan kesinlikle ferdi ve sosyal alanlarda gelişme kaydedemez ve hayatın birçok alanlarında kısır kalır.
Diğer insanlara aşırı güvenmek veya hiç güvenmemek bu yöndeki aşırı davranışlardırlar. İslam dini, bu iki davranışı da reddederek insanları dengeli bir güvene davet etmiştir.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: Arkadaşına tamamen güvenme zira aşırı güvenmek telafi edilmez zararlar doğurabilir.
Yüce Allah kuranda şöyle buyuruyor: Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın.
Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun). Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Genellikle) alış-veriş yaptığınızda şahit tutun. Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah'tan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir.
Ölçülü savunmak.
Saldırılara karşı kendini korumak ve gerektiğinde karşılık vermek, bütün insanların yaratılış itibariyle sahip olduğu bir özelliktir.
İslamî kaynaklarda, tecavüzcüyle savaşmak, kutsal bir görev olarak belirtilmiştir ve bu yolda can ve mal kaybına uğrayan kişilerin Allah katında kaybettikleri şeylere mukabil çok daha büyük mükafatlar kazandıkları açıkça ifade edilmiştir.
Yüce Allah kuranı kerimde şöyle buyuruyor: Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah muttakîlerle beraberdir.
İslam’ın öğretilerinde affetmek ve yapılan hatalara göz yummak, her zaman karşılık vermek ve saldırmaktan önce yer almıştır. yani İslam, insanlara önce affetmelerini daha sonra gerekirse gerektiği kadar karşılık vermeleri öneriyor.
Haklı iken haksız konumuna düşmemek ve adalet çerçevesinden çıkmamak, İslam’ın bu yöndeki başlıca tavsiyeleridir.
Hz Ali (as), ölüm döşeğinde, kanlar içinde iken etrafındaki insanlara şöyle buyuruyor: Ey Abdul-Muttalib oğulları, sakın benden sonra Müslümanların kanına girmeyin ve benim şahadetimi bahane ederek (masum) insanların kanını akıtmayın. Sadece beni öldüren kişi öldürülecektir. Bana indirilen kılıç darbesi sonucu şehit düşersem ona sadece bir kılıç darbesi vurun ve öldükten sonra dudak ve kulaklarını kesmeyin.
Bir kişiye mukabil onlarca kişinin öldürüldüğü cahiliye dönemini geride bırakan İslam ümmetinin yine aynı döneme dönmesinden endişe duyan Hz Ali, bu vasiyetiyle aslında peygamber efendimiz adalet çağrısını bir kez daha tazeliyor ve bir kişiye karşın sadece bir kişinin öldürülmesini, ayrıca sadece öldüren kişinin öldürülmesini ve öldürüldükten sonra da saygınlığına leke sürmeden normal bir Müslüman gibi defnedilmesini istiyor.
Günümüzde yaşanan kan davaları ve öldürülen kişiye mukabil, karşı taraftan herhangi bir kişinin öldürülmesi gibi cahilce davranışlar için mükemmel bir örnek teşkil eden Hz Alinin bu davranışı aynı zamanda bütün Müslümanlara hayatlarının bütün alanlarında nasıl davranmaları gerektiğini de anlatıyor.
Ölçülü yaklaşım.
Hepimiz bir sosyal varlık olarak gün boyunca birçok insanla karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız insanlara nasıl yaklaşmamız gerektiği sorusuna İslam dini zillet ve kibir gibi aşırı davranışlardan uzak tevazulu bir yaklaşım olarak cevap veriyor.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Sürekli insanlara ihtiyaç ve ihtiyaçsızlık hislerini kalbinde taşı. Onlara olan ihtiyacını sözlerinin yumuşaklığı ve davranışlarının güzelliğine yansıt, onlara duyduğun ihtiyaçsızlığı ise yüzsuyunu ve şerefini korumakta göster.
İmam Sadık (as) insanlara ölçülü yaklaşmayı şöyle açıklıyor: İnsanların yaklaşmak istemediği kötü huylu sinirli kişilerden olma, tanıyanların aşağıladığı kişilerden de olma.
İnsanlara kibir ve üstünlük duygularıyla yaklaşmak veya sinirli ve saldırgan bir şekilde yaklaşmak, elbette ki her insanın onaylamadığı bir davranış biçimidir aynı şekilde hakirlik duygularıyla ve aşağılık düşüncesiyle de insanlara yaklaşmak tasvip edilebilir bir davranış biçimi değildir.
İnsanlara karşı güler yüzlü olmak, onların yakınlık hissini uyandırmak ve aynı zamanda tevazu ve alçakgönüllü davranmak, İslam dininin insanlara yaklaşım biçimi olarak gösterdiği şekildir.
Aşırılıkların kaynağı
Aşırılıklar genellikle bilgisizlik ve buna bağlı diğer sebeplerden kaynaklanıyor.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Akıllı insan, her şeyi yerli yerine koyan kişidir.
Diğer bir yerde ise şöyle buyuruyor: Cahil insanı ifrat ve tefrit dışında göremezsin.
İfratlar ve tefritler genellikle bilgisizliklerle başlar ve bir neslin doğru yetişmemesiyle nesilden nesil’e devam eder.
Ailesinden dengeli bir davranış görmeyen bir çocuk, ister istemez kendisi de dengesiz davranışlarda bulunacaktır. Ancak bilgilenmek ve Allah’ın bütün insanlara bahşettiği temiz fıtrata uymak, insanı aşırılıklar karanlığından dengeli hayat mutluluğuna kavuşturabilir.
İslam dini Allah’ın insanlara armağan ettiği eksiksiz din olarak, insanın bütün ferdi ve sosyal davranışlarına şekil vererek insana dengeli bir hayat fırsatı sunmuştur.
Bu dinin öğretilerini iyi algılayıp hayatına yansıtan insanlar aşırılıkların getirdiği olumsuzluklardan uzak oldukları gibi dengeli bir hayatın getirdiği mutluluğunu yaşıyorlar. ancak kendi bildiğine uyarak İslamî öğretilerden uzaklaşan fert veya toplumlar her zaman aşırılıkların getirdiği olumsuzluklarla iç içedirler.
Aşırılıklardan uzak dengeli ve mutlu bir hayat dileğiyle.
Çeviri/Zehranet.