Bir önceki yazıda İslam’ın aşırılıklardan uzak vasat bir din olduğunu ve bu dine tabi olan insanların da hayatlarının bütün alanlarında aşırılıklardan uzak itidalli bireyler olmaları gerektiğini açıkladıktan sonra kısaca ölçülü ibadet etmek, ölçülü konuşmak ve ölçülü yemek konularına deyindik.
Bu yazıda ise geçen yazının devamı olarak, İslam’ın ferdi hayat yönündeki tavsiyelerine devam etmek istiyoruz.
Ölçülü maddi kazanç.
İslam dini sadece bir köşeye çekilerek ibadet etmekle yetinip dünyasını bir kenara bırakan kişileri şiddetle kınadığı gibi sadece maddi kazanç peşinde gidip ahiret’i bir kenara itenleri de şiddetle kınamıştır.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: Dünyasını ahiret için ve ahiretini dünyası için tamamen bırakan kişi bizden değildir.
Diğer bir yerde ise şöyle buyuruyor: Dünya (sevgisi) bütün günahların ana kaynağıdır.
Bu ve benzeri hadisleri yan yana getirdiğimizde ise İslam’ın ne denli mükemmel bir din olduğunu çok daha kolay algılayabiliriz.
Yüce Allah kuranı kerimde dünya malından bahsederken şöyle buyuruyor: Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin.
Diğer bir yerde ise şöyle buyuruyor: Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler.
Bu iki ayeti karşılaştırdığımızda ise maddi kazancın gerekli ve değerli olduğunu, maddi kazanç için çaba sarf edilmesi gerektiğini ve bu kazancın doğru bir şekilde korunması gerektiğini anlıyoruz. Ancak bütün bunlara rağmen bu kazancın, kendi başına herhangi bir değere sahip olmadığını ve ancak insanı, Allah’a yaklaştırdığı ölçüde değerli olduğunu ise ikinci ayetten anlıyoruz.
Kuranın başka bir ayetinde ise şöyle okuyoruz: Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.
Bu ayette de açıkça ifade edildiği gibi geçici dünya hayatı, bütün boyutlarıyla bir sınamadan ibarettir ve bu dünyada maddi kazanç için harcanan çabalar ancak Allah’a yaklaşmak için yapılıyorsa makul ve yararlı olarak kabul edilebilir aksi takdirde büyük bir kayıp ve zarardan öteye gitmez, zira elde edilene karşılık olarak kaybedilen şey çok büyüktür.
İslam’ın maddi kazanç yönündeki görüşünü anlamak için aslında sadece aşağıdaki ayete bakmamız yeterlidir: Yüce Allah, kuranı kerimde şöyle buyuruyor: Allah'ın sana verdiğiyle (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.
Ölçülü tepki vermek.
İnsanlar kendilerine veya başkalarına yapılan iyilik ve kötülüklere farklı şekillerde tepki gösterebilirler. Bu tepkilerin farklı olması, yoğun veya cılız olması kültür farklılığından ziyade kişilerin eğitim düzeylerinden kaynaklanıyor. örneğin evladının bir hatasını gören bir baba tamamen kayıtsız kalıyorsa veya fiziki şiddet uygulayacak kadar ileriye gidiyorsa bu farklılığın ana sebebi o babanın eğitim seviyesidir.
Bir babanın milliyeti ne olursa olsun her zaman evladının mutlu ve mesut olmasını ister ve bunun için elinden gelen çabayı gösterir. bu baba doğru bir bilinç ve eğitime sahip değilse aşırılıklara sapıp bu arzusunu istemeyerek gölgede bırakması ise kaçınılmazdır. zira evladının hangi yanlışlarına göz yumması gerektiğini ve hangi hatalarına nasıl yaklaşması gerektiğini bilmeyen bir baba en ufak bir hataya yönelik fiziki şiddet uygulamak gibi bir hata yapabileceği gibi büyük bir hataya da kayıtsız kalabilir.
Aynı şey kişilerin diğer insanlarla olan diyaloglarında da geçerlidir. örneğin eşi, arkadaşları veya sokağın başındaki mahalle bakkalıyla olan diyaloglarının farklılığını iyi bir şekilde algılamayan bir insan, her zaman evin içinde ve dışında aşırılıklarla iç içe olacaktır. Eşinden gördüğü normal bir davranışa sert bir tepki verebilecektir ya da arkadaşının ona yaptığı bir kötülüğe kayıtsız kalabilecektir, ona yapılan küçük bir iyiliği çok abartabilecektir ve yapılan büyük bir iyiliği görmeyebilecektir.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: İmanlı insan, sinirli iken adaletin dışına çıkmayan kişidir.
İslam, her zaman insanları adaletli olmaya ve dengeyi korumaya yönlendirmiştir. Yapılan iyilikleri ve kötülüleri algılamak, bu iyilik ve kötülüklerin düzeyini anlamak ve verilmesi gereken uygun karşılığa yönlenmek ise ancak kişinin basiretli ve bilinçli olmasıyla mümkün olabilir.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ey iman edenler, her davranışınızda Allah'ı sıkı sıkıya gözeten ve adalete bağlı şahitlik eden kimseler olunuz. Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adil olunuz, takvaya en yakın tutum budur. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Ölçülü cinsellik.
Cinsel istek, yemek ve içmek gibi her insanın doyurmakla mükellef olduğu tabii bir ihtiyaçtır. Yüce Allah bu isteği, yemek içmek ve benzeri diğer istekler gibi insanın vücudunda yerleştirmiştir ve insanlara bu isteğin doğru karşılanma şeklini de peygamberler vasıtasıyla açıklamıştır.
Dini ve ahlaki değerlerden yoksun ve İnsani düşünceler üzere kurulu batı ülkelerinde cinsellik için belirlenen sınırlar çok yetersiz olduğu için bu ülkelerde yaşayan insanların her gün cinsellikten kaynaklanan yeni bir sorunla baş başa kaldıklarını görmekteyiz.
Öte yandan cinselliğe tamamen hayır diyen kilisenin de insanlık için herhangi bir uygulanabilir somut çözüm getirdiği söylenemez.
Kilise evliliği yalnızca insan neslinin devam etmesi için caiz biliyor ancak aynı zamanda şunu da belirtiyor ki neslin devam etmesi, evliliğin kötülüğünü gideremez.
Diğer yandan batı dünyasının düşünce mimarları, cinsel isteği bütün işlerin ana kaynağı olarak gösteriyor ve sosyal hayatta yapılan bütün kültürel, siyasi, ekonomik ve diğer işlerin ana kaynağının cinsellik olduğunu belirtiyorlar.
Bu düşünürlere göre, insanın cinselliğine herhangi bir sınır koymak doğru değildir .
Aşırılıklardan uzak ve vasat bir yol olarak İslam dini, insandaki bu ihtiyacı göz önünde bulundurarak evlilik müessesesini bu ihtiyacın uygun bir şekilde giderilebileceği bir adres olarak insanlara göstermiştir ve bu şekilde bu ihtiyacın aşırı serbest bırakılması veya aşırı kısıtlanmasından doğan sorunları önlemiştir.
İslam dini evlilik müessesesine kutsallık kazandırarak insanların bu ihtiyacını makul ve orta bir yolla çözümlemiştir.
İslam dininde bütün aşırılıklar kınandığı gibi aşırı bir şekilde cinselliğe yönelmek veya aşırı bir şekilde cinsellikten uzaklaşmak da kınanmıştır.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Cehenneme gidecek olan insanların büyük bir bölümü bekarlardır.
Bir gün bir kadın İmam Muhammed Bakır (as)’ın yanına gelip asla evlenmek istemediğini söyler. Bunun üzerine imam (as) bu arzunun sebebini sorunca, kadın şöyle yanıt verir: Bu şekilde Allah katında yüce bir makam elde etmek istiyorum.
İmam Muhammed bakır bu sözü duyunca şöyle yanıt verirler: Bu düşünceyi bırak, bekarlıkta bir üstünlük olsaydı hz Fatıma (as) o makama ulaşmak için senden evla idi, zira hiç kimse üstünlükte onun önüne geçememiştir.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Evlenmek benim sünnetimdir, kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.
İslam dini evliliği orta bir yol olarak insanlara sunmuştur ve aynı zamanda aşırı bir şekilde cinselliğe yönelmeği kınamıştır.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Cinsellikte ileri gidenlere rahatsızlıklar daha kolay ulaşır.
Ölçülü harcama yapmak.
Ölçülü harcama yapmak ve aşırılıklardan kaçınmak bütün Müslümanların dini bir görevidir. İslam dini kişilerin geliri ne olursa olsun her zaman israf etmek veya cimrilik yapmak gibi davranışlardan uzak bir hayat benimsemelerini tavsiye etmiştir ve aynı zamanda bu davranışlarda bulunan kişileri şiddetle kınamıştır.
İslam dininin akıl dini olduğu ise bu yöndeki tavsiyelerine bakarak daha iyi anlaşılıyor.
Doğrusu aşırılıklar her zaman aklın menettiği işlerdirler ve buna mukabil dengeli işler her zaman aklın onayladığı işlerdirler. Ölçülü harcama yapmak ve gelirini gözeterek harcamalara yön vermek, insanın hayatındaki birçok sorunu kolaylıkla çözebilir buna karşın bu dengeyi korumamak ise birçok büyük sorunlar doğurabilir.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Ölçülü harcamak, gelirin yarısıdır.
İmam Muhammed Bakır (as) şöyle buyuruyor: Üç şey insanı kesin felaketten kurtarır. İnsanların içinde ve yalnız iken Allah’tan korkmak, zengin ve fakir iken ölçülü harcama yapmak, sinirli ve sevinçli iken adaleti gözeterek konuşmak.
Zengin isem neden istediğim gibi harcama yapmayayım diyebilirsiniz ancak hayatınızın sonuna kadar zengin kalacağınız ne malum. Geçmişte ve günümüzde birçok örneği olduğu gibi, nice zenginler bir anda fakirleşti ve nice fakirler zamanla zenginleşti. Şimdi kendinizi ölçülü harcamaya alıştırmaz iseniz daha sonra bu servetin yokluğunda, normal gelirli insanlar gibi harcamakta normal insanlardan kat kat daha fazla zorlanacaksınız. ayrıca her istediğine kolaylıkla ulaşan evlatlarınız da daha sonra bu nimetin yokluğu gününde çok büyük acılar çekebilirler.
Zengin ve geliri yüksek insanlar kendilerini ve evlatlarını ölçülü harcamaya alıştırırlarsa daha sonra fakirleşme riskleri düşük olduğu gibi fakirleşirlerse bile çok büyük bir kayıp hissi yaşamazlar. ancak aşırı harcamaya alışan bir aile, daha sonra bu harcamaları yapamayınca çok büyük sıkıntılar çekecektir.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Ölçülü harcamayı alışkanlık edinen kişinin zenginliği daim olur. Hz Ali (as) diğer bir yerde ise şöyle buyuruyor: Ölçülü harcamak fakirliği giderir.
Çeviri/Zehranet.