Allah korkusu.
Kuranı kerim, Allah’ın gerçek kullarının özelliklerini açıklarken şöyle buyuruyor: Ve onlar ki şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır. Orası gerçekten ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!
Yüce Allah bu ayette has kullarının diğer bir özelliğini, yani Allah korkusunu açıklıyor.
Bu ayetteki anlatımdan yola çıkarak Allah’ın has kullarının Allah’ın emirlerine karşı gelmeyen, günahları şeytana itaat etmek olarak algılayan ve dolayısıyla kesinlikle Allah’ın çizdiği çizgiden uzaklaşmayan insanlar olduğunu anlayabiliriz.
Hiç kuşkusuz “korku”, bütün insanların taşıdığı duygulardan birisidir ve bu duygu insanların tehlikelerden uzak durmalarını sağlıyor. Örneğin hapis ve ceza korkusu insanları toplumsal suçlardan uzak durmaya itiyor.
Allah’ın has kullarının Allah’tan korkması ise bu insanların yüce Allah’ın kendisinden korkması anlamında değildir. bu insanlar Allah’ın adaleti ve emirlerine karşı gelenlere verdiği cezalardan korkuyorlar. Dolayısıyla gerçek kulların korkusu, onları yüce Allah’ın cezalandırmasından uzak tutan bir etkendir.
Allah’ın has kulları, Allah’ın yüceliğini diğer insanlardan daha iyi algıladıkları için ona karşı yapılan en ufak bir itaatsizliği çok büyük bir hata olarak görüyorlar ve yaptıkları bu hatanın çok büyük cezalar gerektiğine inanıyorlar, dolayısıyla bu ceza korkusu onları, Allah’a dua edip bu azaba düşmemeyi kendisinden niyaz etmeye itiyor ve bu nedenle de Allah’ın has kulları sürekli dua ve niyaz halindedirler.
Allah’ın has kulları hiçbir zaman şeytana tapmak olarak gördükleri en ufak günahlara bile yaklaşmazlar, ama buna rağmen Allah’ın büyüklüğü ve yüceliği her zaman onları Allah’a karşı hakir ve fakir olamaya itiyor, dolayısıyla hayatları boyunca hiçbir zaman tekebbür ve gururlanmaya yaklaşmazlar ve her zaman alçakgönüllü olurlar.

Allah’ın has kulları Allah’ın insanlara verdiği vaatlere inanan insanlardırlar, dolayısıyla her zaman iyiliklere yönelik çok hırslı ve istekli bir haldedirler. Onları Allah’ın rızasına bir adım daha yaklaştıracak olan işler, her ne kadar diğer insanlar için çok zor olsa bile onlar için birer zevkli iştir.
Kuranı kerim Allah’ın insanlara gönderdiği peygamberleri, müjdeleyici ve korkutucu olarak nitelendiriyor, yani onlar insanlara Allah’ın rahmetini ve iyiliklere karşı verdiği mükafatları anlatırken bir taraftan da Allah’ın emirlerine karşı gelen insanları bekleyen azaptan bahsediyorlar.
Peygamberlerin bu iki özelliği, aslında insanların nasıl bir halde olmaları gerektiğini anlatıyor, yani insanlar bir yandan Allah’ın rahmetine ve mükafatlarına yönelirken diğer yandan da Allah’ın azabı ve cezalandırmasından korkmalıdırlar.
İnsanlar sadece Allah’ın rahmetine bakacak olurlarsa ve Allah’ın azabını unuturlarsa, bu bakış açısı onları şımartıp günahlara düşmelerine vesile olabilir zira korku olmadığı yerde insanları günahtan uzaklaştıracak güçlü bir etken de kalmayacaktır ve insanlar kolaylıkla nefislerinin çekimine kapılıp Allah’ın yasaklarını çiğneyebilirler.
Sadece korkunun olması da yanlıştır, zira insan ümitle ayaktadır ve neşesiz, cansız bir insan bir süre sonra Allah’ın rızası doğrultusunda hareket etmekten de alı kalacaktır.

İmam Sadık (as), babası İmam Muhammed Bakır (as)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: Bütün müminlerin kalbinde iki aydınlık vardır, korku aydınlığı ve ümit aydınlığı. Birisini tartarlarsa diğerinden fazla olmadığını görürler.
Yüce Allah Zumer suresinin sekizinci ve dokuzuncu ayetlerinde mümin ve mümin olmayan insanları karşılaştırıyor ve şöyle buyuruyor:
İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince, önceden yalvarmış olduğunu unutur. Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. (Ey Muhammed!) De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin!
Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.
Yukarıdaki ayette de açıkça görüldüğü üzere iman sahibi olmayan insanlar, hayatlarındaki hiçbir değişiklikte Allah’ın eli olduğuna inanmadıkları için onlara ulaşan menfaat ve zararlarda Allah’ı unuturlar ve ancak gerçek müminler Allah’ı bütün hallerinde hazır ve nazır gördükleri için sürekli ümit ve korku arasında yaşarlar.
Gerçek müminler hayatlarının bütün sayfalarında, bolluklarda ve zorluklarda yüce Allah’ı anarlar ve her halükarda ona yönelirler.
Kuranda anlatılan Allah korkusu.
Kuranı kerime baktığımızda “Allah korkusu” konusunu birçok ayette açıkça görebiliriz, örneğin yüce Allah Secde suresinin on altıncı ayetinde gerçek müminlerin özelliklerini açıklarken şöyle buyuruyor: Yanları yataklardan aralaşır korku ve ümit içinde rablerine duâ ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
Bu ayetten de anlaşılacağı üzere insanda birleşen korku ve ümit duyguları kişiyi ibadet etmeğe ve ibadet’i gece uykusuna bile tercih etmeğe itiyor.

Diğer bir ayette ise şöyle okuyoruz: Her kim de Rabbinin makamından korkmuş, nefsini kötü arzulardan engellemişse, muhakkak cennettir onun varacağı.
Bu ayetin içeriği, Allah korkusunun insanları günahlardan uzaklaştırdığını hatırlatıyor ve Allah’tan korkan insanların günahlardan uzak durduğunu açıklıyor.
Benzer bir ayette şöyle okuyoruz: Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet
vardır.
Allah korkusuyla ilgili ayetleri daha yakından incelediğimizde ise bu korkunun farklı türlerde ve derecelerde olduğunu fark ediyoruz.
Merhum Şeyh Saduk aleyhirrahme, “El-Hisal” adlı kitabında Allah korkusunu beş farklı bölüme bölüyor ve her bölüm için farklı bir ayet zikrediyor.
Şeyh Saduk’a göre Allah korkusu beş farklı şekilde olabilir 1- Havf 2- Haşyet 3- Vecel 4- Rahbet 5- Heybet.
Şeyh Saduk bu bölümleri zikrettikten sonra şöyle devam ediyor: Havf, günahkar kullar içindir. Haşyet, alimler içindir. Vecel, Allah’ın emirlerine teslim olan ve kendilerini Allah karşısında hiç sayan insanlar içindir. Rahbet, abitler içindir. Haybet ise arifler içindir.
Havf, günahlardan dolayıdır. Haşyet, görevleri yerine getirmemenin verdiği utanma duygusu sonucu doğar. Vecel, gerekli hizmeti yerine getirmemenin acısıdır. Rahbet, ibadette kusur etmek düşüncesinden doğar. Heybet ise hicap perdelerinin açılmasıyla Allah’ın yüceliği karşısında insanın kapıldığı hakirlik duygusudur.
Allah korkusunun önemi.
Allah korkusu, insanları günahlardan uzaklaştıran bir etken olarak hadis kaynaklarında çok özel bir konuma sahiptir ve her zaman hadis kaynaklarımızda övülmüştür.
Peygamber efendimiz Allah korkusundan ağlayan kişi hakkında şöyle buyuruyor: Allah korkusundan gözleri dolup da ağlaya kişinin döktüğü her gözyaşı damlası, kıyamet gününde onun amel tartısında Uhud dağı ağırlığınca ağırlık yapacaktır.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Allah korkusundan ağlamak, Allah’ın rahmet kapısının anahtarıdır.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Allah nezdindeki en üstün insan, ondan en çok korkan kişidir.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Kıyamet gününde insanlara şöyle seslenilecektir: Ey insanlar, bugün Allah’a en yakın olanınız ondan en çok korkanınızdır.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: İnsan, (Allah’a yönelik) ümitli ve korkar olmadıkça kul olamaz.
Gerçek Allah korkusu her zaman insanı günahlardan alı koymasıyla biliniyor, dolayısıyla kendisini Allah’tan korkuyorum diye aldatan insanlar bu özelliklerini yaptıkları günahlara bakarak çok rahat anlayabilirler.
Gerçek bir Allah korkusu her zaman insanı gafletten kurtaran ve açık bir basiretle etrafındaki olaylara yönelten bir araçtır dolayısıyla Allah’tan gerçek anlamda korkan insanlar her zaman günah ortamlarından uzaktırlar ve günaha düşebilecekleri yerlerin yanına bile yaklaşmazlar.
İmam Sadık (as) bu bağlamda şöyle buyuruyor: Allah’ı tanıyan kişi ondan korkar, ondan korkan kişi için ise dünya (mal mülk) değerini yitirir.
İmam Sadık (as)’ın öğrencilerinden birisi şöyle rivayet ediyor: İmam Sadık (as)’a şöyle sordum: Bazı insanlar Allah’ın rahmetini umduklarını söyleyerek Allah’ın yasaklarını çiğniyorlar ve hayatlarının sonuna kadar böyle yaşayıp ölüyorlar, acaba bu insanların bu ümidi onlara bir yarar sağlar mı?
İmam Sadık (as) şöyle buyurdular: Onlar arzularının içinde yuvarlanan insanlardırlar, onlar yalan söylüyorlar. Onlar ümit beslemiyorlar. Ümit besleyen kişi, umduğu şeyin peşinden gider, bir şeyden korkan kişi ise ondan sakınır.
İmam Muhammed Bakır (as) şöyle buyuruyor: Hiçbir korku insanı günahlardan alıkoyan korku kadar değerli değildir ve hiçbir ümit insana (iyilikler yönünde) yardım eden ümit kadar değerli değildir.
Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Şaşarım o insana ki Allah’ın azabından korkar ancak günahlardan uzaklaşmaz, (şaşarım o insana ki) Allah’ın mükafatlarına ümit bağlamıştır ancak tevbe etmez.
İmam Hüseyin (as) Arefe günü duasının bir bölümünde şöyle buyuruyor: Allahım, seni görüyormuşum gibi bana senden korkmayı nasip eyle.

Sonuç.
Yukarıda söylediklerimizden yola çıkarak Allah korkusu özelliğinin yüce insanlara özgü bir özellik olduğunu ve insanın hayatında oldukça önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Ayrıca gerçek Allah korkusunun sadece dilde değil amelde de kendisini gösterdiğini ve insanın bütün hayatını kuşattığını söyleyebiliriz.
Allah korkusunun farklı aşamalara sahip olduğu ise diğer bir gerçektir. Allah korkusu ve Allah’ın rahmetine ümit bağlamak özellikleri aynı anda insanda birleşince gerçek iman ortaya çıkıyor, daha doğrusu gerçek bir mümin ancak bu özellikleri taşıdığı sürece gerçek mümindir ve bu iki sıfatın herhangi birisinin kişide olmaması insanın felakete sürüklenmesi için yeterlidir.
Bütün peygamberlerin ortak özelliği ise aynı zamanda insanları Allah’ın rahmetine yönlendirmeleri ve onun adaletinden korkutmalarıdır.
Bir öğretmen yıl başında bütün öğrencileri en yüksek notla sınıftan geçireceğini söylerse öğrencilerin çalışma isteği kalmayacağı gibi aynı öğretmen bütün öğrencileri sınıfta bırakacağını söylerse de hiçbir öğrenci derslerine çalışma gereği duymayacaktır, ancak dersine iyi çalışan öğrencileri iyi bir notla sınıftan geçireceğini ve dersine çalışmayanları sınıfta bırakacağını söylerse bu durumda bütün öğrenciler ellerinden gelen çabayı gösterip iyi bir notla sınıflarını bitirmeğe çalışırlar.
Ayrıca kişideki korku ve ümit duygularının dengelenmesi de çok önemlidir yani bir kişi ancak eşit ölçülerde Allah korkusu ve rahmet ümidi taşırsa mutluluk kapılarını ardına kadar aralayabilir.
Hadis kaynaklarımıza baktığımızda Allah’tan ümidini kesmek şirkten sonra en büyük günah addedilmiştir, aynı şekilde Allah’ın azabından korkmamak da büyük günahlardan birisi olarak zikredilmiştir.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
Diğer bir yerde ise şöyle buyuruyor: Allah'ın azabından güvende mi oldular? fakat kendilerine yazık eden kavimlerden başkası Allahın azabından emanda olmaz.
Bu iki ayeti yan yana getirdiğimizde ise gerçek bir imanın ortaya çıkması için bu iki özelliğin aynı anda kişide olma zorunluluğu daha iyi anlaşılıyor.
Yazının başında İmam Sadık (as)’dan naklettiğimiz hadiste de mümin insanlardaki korku ve ümit duygularının dengeli olduğu açıkça görülüyor. Bu hadiste Hz İmam Sadık (as) babası İmam Muhammed Bakır (as)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: Bütün müminlerin kalbinde iki aydınlık vardır, korku aydınlığı ve ümit aydınlığı. Birisini tartarlarsa diğerinden fazla olmadığını görürler.
Allah korkusu konusu oldukça geniş bir konudur ve bu yazıda sığdırılması olanaksızdır. Konuyu burada noktalıyor bütün Müslümanların Allah korkusuyla yoğrulup günahlardan uzak durmasını yüce Allah’tan diliyorum.
Çeviri/Zehranet.