Dengeli harcama.
Kuranı kerim Allah’ın has kullarının dördüncü özelliği olarak dengeli harcamayı zikrediyor ve şöyle buyuruyor: Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
Dengeli harcamak ve israftan kaçınmak insanın dünya ve ahiret hayatının mutluluğu için oldukça önemli bir etkendir.
Dengeli harcamak ve israftan kaçınmak, insanın, ahiret tarlası olan bu dünya hayatı boyunca huzurlu ve mutlu olmasına yol açıyor ve insan bu huzurla ahiretinin daha güzel olması için daha etkin adımlar atabilir. Dengeli harcamak, birçok potansiyel ve olası problemi, meydana gelmeden önce önlediği gibi birçok mevcut soruna da çözüm getiriyor.
İtidalli olmak, yani ifrat ve tefrit diye tabir edilen aşırılıklardan kaçınmak, İslam’ın her alanda tavsiye ettiği bir hayat tarzıdır.
Kuranı kerim Müslümanları vasat bir ümmet olarak anıyor ve şöyle buyuruyor: Böylece sizi orta yolu benimseyen bir ümmet yaptık ki, siz insanlara örnek olasınız ve peygamber de size örnek olsun.
Hz Ali (as) aşırılıklara sapan insanları cahil birer birey olarak anıyor ve şöyle buyuruyor: Cahil insanları ifrat ve tefritin dışında göremezsin.
Yukarıdaki ayette yüce Allah dengeli yaşamın bir parçasını yani mali konularda dengeli olmayı gerçek kullarının bir özelliği olarak zikrediyor. Bu ayet gereğince gerçek müminler harcamalarını dengeli bir şekilde yaparlar, yani ne aşırı harcama yaparak kendilerini ve ailelerini zor duruma sokarlar ne de cimrilik yaparak zorluklar içinde yaşarlar.
İslam’ın israfa bakışı.
İsraf, insanın hayatındaki bütün alanlarda aşırılıklara gitmesi anlamındadır. Örneğin bir öğün yemek için altı yüz gram yiyecek yeterli ise bir kilogram yemek pişirip sekiz yüz gramını yiyip iki yüz gramını çöpe atan bir kişi iki şekilde israf yapmıştır. zira iki yüz gram, yemesi gereken miktardan fazla yemiştir ve ayrıca bir o kadar yiyeceği de çöpe atmıştır ve bu şekilde toplam dört yüz gram yiyeceği zayi etmiştir. Bu örnekten yola çıkarak hayatımızın diğer alanlarında ve yaşadığımız toplumda ne denli büyük israfların yaşandığını daha iyi anlayabiliriz.
İsraf için örnek verdiğimiz yemek konusu israfın sadece bir alanıyla ilgilidir, oysa israf konusu hayatımızın birçok alanında sık rastlanan bir aşırılık biçimidir. Boşa harcanan vakitlerden tutun, boş eğlenceler ve benzeri gereksiz işlere harcanan tutarlara kadar hepsi birer israf örneğidir.
İbadetle ilgili konularda bile aşırıya gitmek yanlıştır. örneğin abdest veya boy abdesti için gerektiğinden fazla su harcamak da bir israf örneğidir.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Abdestte israf yapılabilir, her konuda israf yapılabilir.
Abbasi isminde bir şahıs İmam Rıza (as)’dan, doğru harcama şeklinin nasıl olması gerektiğini sorması üzerine İmam (as) şöyle buyuruyor: Yaptığın harcamalar iki yanlış arasındaki şekilde olmalıdır.
Abbasi adındaki şahsın imam (as)’dan daha çok açıklık getirmesini istemesi üzerine imam (as) şöyle buyuruyor: Yüce Allah’ın şu ayetini duymadın mı: Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
Öyleyse harcamalarında orta yolu izle.
Diğer bir rivayette ise şöyle naklediliyor: İmam Sadık (as) yukarıdaki ayeti tilavet ettikten sonra yerden bir avuç toprak aldı ve avucunu sımsıkı kapattıktan sonra işte bu cimriliktir buyurdu, daha sonra avucundaki bütün topraklar dökülecek şekilde avucunu açtı ve işte bu israftır buyurdu, ardından eğilip tekrar bir avuç toprak aldıktan sonra avucundaki toprağın bir miktarı elinde kalıp bir miktarı dökülecek şekilde avucunu biraz gevşetti ve işte bu da israf ve cimrilik arasındaki dengeli harcamadır buyurdu.
Kuranı kerimin birçok ayetinde israf ve aşırı harcamalar kınanmıştır. örneğin yüce Allah, Araf suresinde şöyle buyuruyor: yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
Diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor: Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
Hadis kaynaklarımızda peygamber efendimiz hakkında nakledilen bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün bir fakir peygamber efendimizden üzerideki gömleği istedi ve peygamber efendimiz üzerindeki gömleği çıkarıp o fakire verdi. Bunun üzerine o gömlekten başka üst giysisi olmayan peygamber efendimiz, namaz kıldırmak için bile evden çıkamaz oldu. Peygamber efendimizin namazlara gelmediğini gören hasta kalpli insanlar ve müşrikler peygamberin arkasından türlü yalan yanlış sözler söylemeğe başlayınca bu ayet indi: Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.
Bu ayeti indikten sonra ise peygamber efendimiz şöyle buyurdular: Hiçbir harcama dengeli harcama kadar Allah’ın sevdiği harcama olamaz ve Allah harcamakta israf edenleri sevmez.
Peygamber efendimiz ve Ehl-i Beyt’in hayatına baktığımızda ise bu yüce insanların, hayatları boyunca aşırılıklardan uzak durduklarını ve her zaman orta halli olmayı benimsediklerini görüyoruz.
Hz Ali (as), valilerine şöyle yazıyor: Kalemlerinizin ucunu inceltin, satırların arasını kısa tutun, gereksiz yazılardan kaçının ve sözün özünü yazın. Çok yazmaktan ise kaçının zira Müslümanların mallarına zarar gelmemelidir.
Hz Ali (as) diğer bir yerde ise şöyle buyuruyor: Gereksiz yere harcama yapmak, o malı zayi etmektir. Bu tür harcamalar, harcama yapan kişiyi dünyada yüceltse de ahirette küçültüyor. İnsanlar ona saygı gösteriyorlar ancak Allah nezdinde değersizdir. Malını yanlış yerde harcayan ve kötü insanlara sunan kişiyi yüce Allah o malın şükründen alıkoyar. Malını Allah’ın istediği doğrultu dışında harcayan kişi kesinlikle israf etmiştir.
İmam Sadık (as) hurma çekirdeğini bile çöpe atmayı bir israf çeşidi olarak niteledikten sonra şöyle buyuruyor: Kabın dibinde kalan suyu bile dökmeyin zira bu da israftır.
İmam Humeyni’nin israf karşısındaki tutumu.
İmam Humeyni, İslam’ın ender yetiştirdiği yüce kişilerden birisi olarak İslam’ın bütün hükümlerine gösterdiği hassasiyeti israf konusunda da gösteriyor ve bu konuda da diğer konularda olduğu gibi oldukça titiz davranıyordu.
İmam Humeyni’nin hayatı, aslında tam anlamıyla bir İslamî hayat tarzı örneğidir.
İmam Humeyni’nin büro çalışanlarından birisi imam Humeyni’yle ilgili hatıralarında şöyle yazıyor: Bir defasında büro mali işler sorumlusu imam’a vermek üzere boş bir kağıt’a birkaç satırlık yazı yazıp bu kağıdı bir zarfa koydu ve imam’a sundu. İmam Humeyni, bu yazının cevabını küçük bir kağıda yazdı ve şöyle ekledi: Yazdığınız yazıyı küçük bir kağıda da yazabilirdiniz.
Bu olaydan sonra, bürodaki herkes imam’a yazmak istediği yazıları yazının boyutuna uygun bir kağıda yazıyor ve imam’a sunuyordu.
İmam Humeyni’nin kızı şöyle naklediyor: İmam Humeyni saat on bir buçukta işlerini bırakırdı ve bizimle oynardı. Her gün yaklaşık yirmi dakikasını mutlaka bizimle oynayarak geçirirdi ve öğle namazına on dakika kala namaz hazırlıkları için giderdi. İmam, oyuncak almaya karşı idi ve bunu gereksiz bir harcama görüyordu, bu nedenle biz kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık, imam da bazen bize yardım ederdi. Örneğin çamurla küçük topçuklar yapardık ve onlarla oynardık.
İmam Humeyni’nin büro çalışanlarından birisi şöyle naklediyor: Her ayın sonunda düzenli olarak, imamın evine yapılan harcamaların özetini imam’a gönderirdik. Bir defasında harcamalar on bin tümeni geçmişti. Hesap özetini imam’a gönderdikten kısa bir süre sonra Seyit Ahmet (imam’ın oğlu) beni aradı ve imamın bu hesap özetini aldıktan beri çok üzgün olduğunu, ayrıca yapılan fazla harcamaların tespit edilmesini istediğini söyledi. İmam’ın bu isteği üzerine araştırdım ve yapılan harcamaların bir bölümünün imam’ın evine ait olmadığını tespit ettim. Şoförün hatası üzerine arabanın kaza yapması ve arabaya harcanan maliyet bir yandan, evin güvenliği için harcanan maliyet de bir yandan imam’ın ev masraflarına yanlışlıkla eklenince toplam tutar biraz kabarmıştı. Detaylı raporu çok hızlı bir şekilde hazırladım ve imam’a sundum. İmam Humeyni bu raporu okuyunca rahatlamıştı.
Sıkıntılara hayır.
İslam’ın itidal dini olduğunu ve İslam’da aşırılıklara yer olmadığını daha önce söyledik ve bu bağlamda, ifrat’ı temsil eden israf konusuna değindik. Şimdi ise aşırılığın diğer yüzüne yani tefrit’i temsil eden cimrilik ve dar görüşlüğe değinmek istiyorum.
İslam, hayat dinidir. yani ne dünyada ne de ahirette insanların sıkıntı ve zorluklar içinde olmasını istemiyor. Dolayısıyla insanların dünyayı kendilerine dar etmeleri ve Allah’ın onlara sunduğu helal nimetlere sırtlarını dönmeleri de israf gibi kabul edilemez bir yanlış davranış biçimidir.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: Kişinin saadetindendir, evladının ona benzemesi, güzel bir eşi olması, güzel bir binek ve geniş bir eve sahip olması.
Peygamber efendimiz, insanların, hayatlarını ciddi bir biçimde sıkıntıya sokacak miktarda Allah yolunda infakta bulunmalarına karşı çıkar bu işe kalkışmak isteyenleri ise engellerdi. örneğin Müslümanların askeri sırlarını Yahudilere aktaran, fakat daha sonra bu yaptığından pişman olan ve peygamberin yanına gelip tövbe ettiğini söyleyen Ebu Lebabe, adındaki şahıs, tevbe suresinin yüz ikinci ayetinin inmesiyle tövbesinin Allah katında kabul edilmesi sevinciyle varlığının yarısını Allah yolunda bağışlamak isteyince peygamber efendimiz buna engel oldu ve ancak bu malın üçte birinin fakirlere dağıtılmasına rıza gösterdi.
Hadis kaynaklarımızda şöyle naklediliyor: Birkaç evladı ve altı kölesi olan bir şahıs ölüm döşeğinde bütün malını Allah yolunda yoksullara bağışladı ve ayrıca altı kölesini de azat etti. Defin işleminden sonra bu olayı duyan peygamber efendimiz ise şöyle buyurdu: Bunu bilseydim, Müslüman mezarlığında defnedilmesine izin vermezdim, zira o, evlatlarını insanlara muhtaç bir vaziyette bırakıp gitti.
Bu olay, aşırı infakın yanlış olduğunu hatırlattığı gibi aynı zamanda insanın, ailelerini ölümünden sonra bile başka insanlara muhtaç bırakmamaları gerektiğini ve toplumun fakir nüfusuna birkaç nüfus daha eklememeleri gerektiğini hatırlatıyor.
Bu yazıyı, şimdi nakledeceğim ibretli bir öyküyle bitirmek istiyorum. İmam Kazım (as) azat ettiği kölesi için geniş bir ev aldı ve bulunduğu küçük evi bırakıp o evde yaşamasını istedi ancak köle şöyle dedi: Kaldığım bu ev dar ve küçük de olsa benim için yeterlidir. Bu ev babamdan bana kalmıştır ve onu bırakmak istemiyorum.
Bu söz üzerine İmam Kazım (as) şöyle buyurdular: Baban ahmaktıysa sen de mi onun gibi olmalısın?
Çeviri/Zehranet.