Gençlerimiz kendilerini çağdaş ve dinsiz olmak, yada dindar ve gerici olmak arasında seçim yapmak zorunda hissediyor olması ve genellikle çağdaşlığı seçmek adına din ve dindarlıktan uzaklaşması bunun bir kanıtıdır.
Maalesef içinde yaşadığımız toplumun büyük bir kesimi, dindarlığı gericilik olarak algılıyor ve çağdaş olmanın, dindarlıkla örtüşemediği kanaatindedir. Hâlbuki din, insanın kişisel ve sosyal hayatına zarar vermeyen bütün yeniliklere açıktır. Dinin, kapılarını bütün yeniliklere kapattığı yanılgısı, insanların bilgisizliği ve diğer etkenlerin bir ürünüdür.
Din, hiçbir zaman yeniliklere hayır dememiştir ve tam aksine her zaman insanları hareket etmeğe ve ilerlemeğe yönlendirmiştir, hareketsizlik ve tembellikleri kınamıştır ve hiçbir sermayenin kullanımsız kalmasına müsaade etmemiştir.
Dinin hayır dediği yenilikler, sadece çağdaşlık ve yenicilik adına toplumlara sunulan ahlak dışı ve yıkıcı şeylerdir. Örneğin: ahlak kavramının kökünü kazarcasına insanları özgürleştirmek, kadınların, eşleri dışında bütün erkekler için kendilerini süsleyip toplumda boy göstermesi ve aile yapısını yok edecek yıkıcı yenilikler hiçbir zaman dinin evet diyeceği yenilikler olamazlar. Zira dinin hedefi, insanları bireysel ve toplumsal hayatlarında mutluluğa ulaştırmak ve bu vesileyle asıl yaratılış hedeflerine yaklaştırmaktır oysa çağdaşlık adına topluma sunulan bu saydığımız ve benzeri yenilikler, insanın kişisel ve sosyal hayatını kökünden baltalayan eylemlerden öteye gitmiyor.
Ama ne var ki bazı kesimlerin menfaatleri insanların bu tür karanlıklara yönelmesini gerektiriyor, dolayısıyla insanların şehvet gibi zayıf noktalarını hedef alarak onları kitleler halinde kendi kontrolleri altına alıyor ve bu yolda her türlü vesileye başvuruyorlar.
İnsanları dinden uzaklaştırıp bu karanlıklara sürüklemek için ise, dışı çok güzel süslenmiş bir cehennemi, mutluluk cenneti olarak gösteriyor ve toplumları bu vesileyle kendi tuzaklarına düşürüyorlar.
Kendi tuzaklarına düşürdükleri toplumları ise geçici zevklerle uyuşturup adeta köle gibi kullanıyorlar ve bu insanların arkalarına bakıp da dine yönelmelerini önlemek için ise dini onlara bir kâbus olarak tanıtıyorlar.
Kuşkusuz dindarlık ve çağdaşlığı, karşıt iki zıt kutup gören insanların bu yanılgısının asıl kaynağı, din hakkında yeterli bilgiye sahip olmamalarıdır ama bu bilgisizliğin birçok sebebi vardır ve insanları bu bilgisizliğe sevk eden birçok neden sayabiliriz.
İnsanları dindarlık ve çağdaşlığın iki zıt kutup olduğu yanılgısına düşüren etkenler:
1. Din karşıtı güçlerin propagandaları.
Kuşkusuz bütün gençler temiz bir fıtrata sahiptirler ve bütün manevi güzelliklere açıktırlar ama aynı zamanda dini güzelliklerden oldukça etkilenen gençlerimiz maalesef kolaylıkla din karşıtı güçlerin propagandalarından etkilenip dinden uzaklaşabiliyorlar.
Din’i kendilerine bir engel gören birtakım güçler, gençlerin din kavramına olumlu bakmaması için birçok karalama eylemine başvuruyor ve din’i adeta büyük bir yalan olarak onlara tanıtmaya çalışıyorlar.
Bazen dinin kaynağına dil uzatarak dinin doğuş noktası olarak ilk insanların doğa olaylarını yorumlama çabası olarak gösteriyorlar, bazen din’i, dünya karşıtı bir kavram olarak gösteriyorlar, bazen dinin korkak kişilere özgü olduğunu ortaya atıyorlar ve bazen de ilahi elçilere dil uzatarak onları birer ruh hastası olarak anlatıyorlar.
Sözünü ettiğimiz bu konular o kadar ustaca hazırlanıyor ki, din hakkında sağlam bir bilgiye sahip olmayan kişilerin bu tuzaklardan yara almadan çıkması neredeyse imkansız hale geliyor.
Gençlerimiz bu konuyu basit almamalı ve dini konularda kendilerini geliştirmelidirler. Din uzmanlarına başvurup kendilerine yöneltilebilen bu yanıltıcı bilgiler hakkında yeterli bilgi almalıdırlar ve ön hazırlık yaparak bu propagandalar karşısında bir kalkan edinmelidirler.
2. Dini konuların yanlış algılanması.
İnsanların dinden uzaklaşmasına sebep olan etkenlerden birisi de dini konuların yanlış algılanmasıdır.
Din kaynaklı bazı kavramların çarpıtılması ve bu çarpıtılmış bilgilerin doğruymuş gibi insanlara aktarılması da kişileri dinden uzaklaştırabilir.
Örneğin Allaha tevekkül etmek kavramı, hiçbir faaliyet göstermemek ve tembelleşmekle aynı kefeye konulduğunda basiretli insanların dinden uzaklaşmasına sebep olacaktır.
İnsanların mutluluğunu garantileyen züht kavramı, kişilerin adeta dünya dışında bir hayat benimsemesi olarak tanımlandığında ise birçok insanın nefretini kazanıyor ve insanların dinden uzaklaşmasına sebep oluyor. Dinde kötü olarak anımsanan dünya sevgisi ise bütün dünya ve ilahi nimetlerden uzaklaşmak olarak anlatıldığında ise birçok insan tarafından kabul görmüyor ve kişileri dinden uzaklaştırıyor.
Sabır kavramı, zalimlere boyun eğmek ve hakkını aramamak olarak tanıtıldığında ise akliselim sahibi birçok insan tarafından reddediliyor ve kabul görmüyor.
Bunu da belirtmeliyim ki bu tür yanlış algılanmalar günümüze özgü bir olay değildir ve tarih boyunca dini konuları yanlış yorumlayan kişiler olagelmiştir.
3. Din’in tek boyutlu olarak tanıtılması.
Din kavramı, insanı dünyadan soyutlayan ve sadece ahiret hayatına yönlendiren bir kavram olarak tanıtıldığında insanların dinden uzaklaşmasına zemin hazırlıyor.
Böyle bir bakış açısından dine yaklaşıldığında en dindar insanlar, en çok hayattan kopan insanlar olarak ortaya çıkıyor.
Ama dinin içine girip işin aslına baktığımızda, bu bakış açısının ne kadar da çürük ve mesnetsiz olduğunu anlamamız uzun sürmüyor.
İslam dini, insanları ahiret hayatına yönlendirdiği gibi dünya hayatı ve güzelliklerine de sevk ediyor. İslam dini, hiçbir zaman dünyayı kötü bir şey olarak insanlara tanıtmamıştır tam aksine bu yönde kötülenen tek şey, dünya sevgisi ve bağlılığıdır. Daha fazla dünya malı için başkasının hakkına tecavüz etmek, ahlaki değerleri hiçe saymak ve Allahın insanlara bahşettiği birçok sermaye ve fırsatı dünya sevgisi uğruna heba etmek akıl dini olan İslam dininin onaylamadığı işlerdir.
İslam, ahretsiz dünyaya hayır dediği gibi dünyasız ahrete de olumsuz bakıyor ve hayatın gerçeklerini göz önünde bulundurarak insanları itidalli olmaya davet ediyor. İslam dini, itidal dinidir ve insanları her türü aşırılıktan sakındırıyor, zira İslam dini fıtrat dinidir ve insan fıtratı da uhrevi boyutlara sahip olduğu gibi dünyevi boyutlara da sahiptir.
İslam dininin dünya işleriyle ilgili tavsiyelerine baktığımızda, bu dinin ne denli kapsamlı olduğunu daha iyi anlayabiliriz.
Kişisel temizlikle ilgili birçok tavsiye İslam dininde yer almıştır. Örneğin: dişlerin fırçalanması, sık sık banyo yapılması, uzayan tırnak ve saçların kesilmesi, yemeklerden önce ve sonra ellerin yıkanması, her namaz için abdest alınması, çatlak tabakların yemek içmek için kullanılmaması, yemek yerken su içilmemesi, çok yemek yenilmemesi, tokken yemek yenilmemesi, aceleyle yemek yememek ve başkalarının havlu ve diş fırçasının kullanılmaması, İslam dininin kişisel bakımla ilgili insanlara önerdiği yüzlerce tavsiyeden sadece birkaçıdır.
Birçok hadiste Müslümanların temiz ve özellikle beyaz renkli giysileri tercih etmesi yer almıştır. Güzel koku kullanılması ve saçların taranması ise bu yöndeki diğer tavsiyelerdir.
Helal rızık için çalışan kişinin övülmesi ve diğer insanların dünyevi sorunlarını çözmek yönündeki tavsiyeler, İslam dininin çok boyutlu bir din olduğunu gösteren örneklerden sadece birkaçıdır.
İslam dini, düğün ve diğer sosyal aktivitelere katılmayı kişinin boynundaki bir borç olarak tanıtıyor ve bu tür sosyal faaliyetleri, kaçırılmaması gereken birer fırsat olarak anıyor.
Günümüzde dindarların düğün ve benzeri ortamlarda bulunmamaya özen göstermesi ise bu tür ortamların sağlıksızlaştırılmasından kaynaklanıyor.
İslam’ın tavsiye ettiği sağlıklı ortam, Allahın emirlerinin ayakaltına alınmadığı ortamdır. Alkollü içkilerin sunulduğu ve daha çok günah ortamına benzeyen bir düğün merasimi elbette ki dindar insanların uzak durması gereken bir ortamdır.
İslam’da cinsel istek dâhil, insanın doğal olarak ihtiyaç duyduğu hiçbir istek karşılıksız ve aç bırakılmıyor. Hıristiyanlığın aksine İslam dininde evlilik kutsal bir ibadettir ve Allah’a giden yolun bir parçasıdır.
Normal bir yaşam için gerekli olan maddi kaynakların peşinde gidilmesi, çocuklara ve eş’e sevgi gösterilmesi ve huzurlu bir yaşam peşinde olmak hiçbir zaman İslam dininde kınanmamıştır ve her zaman desteklenmiştir.
Bütün bunları yan yana getirdiğimizde İslam dininin ne denli evrensel ve geniş olduğunu daha kolay görebiliriz ama maalesef din’i tek boyutlu göstermeğe çalışan kesimler bu emellerine ulaşmış görünüyorlar. Onlar bu yöntemle din’i eksik bir yaşam tarzı olarak insanlara tanıtıyor ve toplumların, özellikle de gençlerin dinden uzaklaşmasına zemin hazırlıyorlar.
Burada asıl iş din adamlarına ve dini konularda uzmanlaşan kişilere düşüyor ama gençlerimiz de her zaman için basiretli olmalı ve dost gibi görünen düşmanların bütün anlattıklarına kanmamalıdırlar. Araştırmak ve işin aslına varmak, bir genç’e yakışan en uygun davranıştır.
4. Nefsanî isteklere aşırı yönelmek.
Nefsanî isteklere dalmak ve günah batağına sürüklenmek kişiyi din ve dindarlıktan uzaklaştıran çok güçlü diğer bir etkendir.
Din ve dini değerler, her toprakta filizlenmeyen bir tohum gibidirler. İnsan, kalbini kötülükler ve karanlıklarla doldurduğunda tabii olarak bu zemine yerleştirilen iman tohumu filizlenmeyecektir.
Dini değerler ve günahlar, doğuyla batıya benzer, birisine yaklaştığınızda diğerinden uzaklaşıyorsunuz. Günahlara doğru atılan bir adım, karanlığa doğru atılan bir adım anlamındadır ve aydınlık kaynağı olan dinden uzaklaşılan bir adım demektir.
Günahlara doğru yüzlerce ve belki de binlerce adım atan bir insan, kendisini mahkûm ettiği karanlıkların derinliklerinden kolaylıkla kurtulamaz elbet.
Çok günah işlemek, kişinin inançlarında da etki ederek zamanla din ve dindarlıktan uzaklaşmasına sebep oluyor, öyle ki zamanla Allahın varlığını bile inkâr edebiliyor.
Bütün gençlerimizin, Aydınlık kaynağı olan din ekseninde toplanması umuduyla.
Çeviri/Zehranet.