Çocukları anlamak.
Çocuklar cami sokağında oynuyorlardı, peygamberi görür görmez ona doğru koşmaya başladılar, etrafını sardılar ve onların oyununa katılmasını istediler.
Çocuklar peygamberin ne kadar şefkatli ve sevgi dolu birisi olduğunu biliyorlardı, defalarca Hasan’la Hüseyin’i omzuna alıp onlarla oynadığını görmüşlerdi. Ama peygamber namaza yetişmeliydi, insanlar camide saf tutmuş namaz için peygamberin gelmesini bekliyorlardı.
Peygamber bir yandan camiye gitmek istiyor diğer yandan da karşısındaki bu masum bakışları üzmek istemiyordu.
Camideki sahabeler peygamberin geciktiğini görünce endişelenmeğe başladılar, hemen bir grup sahabe olanı biteni öğrenmek için yola koyuldu ama caminin dışına çıkar çıkmaz hemen yan sokakta resulullah’ı çocuklarla oynarken gören sahabeler gözlerine inanamadılar. Peygamber bir deve gibi çocukları sırtına bindirmiş onları eğlendiriyordu.
Sahabeler: Ya Resulullah insanlar camide namaz için sizi bekliyorlar.
Peygamber: Çocuklar devenizi kaça satarsınız?
Çocuklar: Birkaç ceviz olabilir.
Peygamber: Duydunuz, şimdi gidin de birkaç ceviz getirip beni satın alın.
Bilal hemen koşarak gidip birkaç ceviz getirdi ve çocuklara verdi. Çocukların yüzündeki gülümsemeyi bozmadan artık namaza gidebilirdi Allahın elçisi.
Son Babalar.
Çocuklar sokakta oynuyorlardı, bir bu tarafa bir o tarafa koşuyor eğleniyorlardı, Resulullah ve yanındaki sahabeler de oradan geçiyorlardı.
Çocukların oyununa biraz baktıktan sonra Resulullah şöyle buyurdu: Ahir zaman çocuklarına üzülüyorum, babaları yönünden.
Sahabeler ilk önce Resulullah’ın müşrikleri kastettiğini düşündüler ama emin olmak için yine de sordular.
Ya Resulullah, acaba müşrikleri mi kastediyorsunuz?
Peygamber: Hayır, farzlar namına çocuklarına hiçbir şey öğretmeyen Müslüman babalardan bahsediyorum, çocuklarının dini vecibelerini yerine getirmelerini engelleyen babalardan bahsediyorum.
Sahabeler duyduklarına inanamıyorlardı, acaba böyle babalar da olabilir miydi?
Peygamber: Sadece çocuklarının dünya malı kazanmalarını istiyorlar.
Peygamber: Ben bu tür babalardan uzağım onlar da benden uzaktırlar.
Ayrımcılık.
Arapların birçoğu Müslüman olmuştu, ama birçoğu yıllar önce İslam’la tanışmasına rağmen hala eski cahiliye davranışlarını tamamen bir kenara bırakmamışlardı.
Cahiliye döneminde evlatlar arasında yapılan ayrımcılık gayet normal bir işti ama peygamber bunu açıkça yasaklamıştı.
İki çocuğunu da yanına alarak peygamberin yanına gelen bir Arap, bir çocuğunu kucağına alıp öpüyor ve sürekli ilgi gösteriyordu ama diğer çocuğuna hiç ilgi göstermiyordu.
Bu sahneyi gören peygamber daha fazla dayanamadı ve bu kişiye seslenerek şöyle buyurdu:
Neden çocukların arasında ayrımcılık yapıyorsun?
Adam hatasını anlamıştı, ne diyeceğini bilemedi ve sessizce oradan uzaklaştı.
Belki o güne kadar bu hatasının farkında bile değildi ama bu olaydan sonra daha dikkatli davranacağı kesindi.
Çocukları sevmek.
Peygamber çocukları çok sever, her fırsatta onlarla ilgilenirdi. Çoğu zaman insanlar peygamberi, torunları Hasanla Hüseyin’le ilgilenirken görüyor bu sahneden kendi hayat tarzlarının nasıl olması gerektiğini anlıyorlardı.
Çölde yaşayan bir Arap, peygamberin yanına geldiğinde daha önce hiç görmediği be sahneyle karşılaştığında şaşkınlığını gizleyemedi ve peygambere şöyle söyledi: Ya Resulullah, benim on çocuğum var ama şimdiye kadar hiçbirini kucağıma alıp da öpmüş değilim.
Bu sözü duyan peygamberin rahatsızlığı yüzünden okunuyordu, peygamberin suratındaki ifade bir anda değişti ve çok rahatsız oldu.
Peygamber bu kişiye şöyle buyurdu: Allah, sevgiyi senin kalbinden almıştır. Çocuklara sevgi, büyüklere ise saygı göstermeyen, bizden değildir.
Yaramaz Çocuk.
Annesi ve babası bir yana komşular bile artık bu çocuğun yaramazlıklarından bıkmış ne yapacaklarını bilmez hale gelmişlerdi.
Evde yaptığı yaramazlıklar bir yana komşulara çektirdiği çilenin de haddi hesabı yoktu.
Neredeyse her gün babasından sağlam bir dayak yiyen çocuk, hiç uslanmadan yaramazlıklarına devam ediyordu.
Artık ne yapacağını bilmeyen baba, bir gün çaresizlikler içinde çocuğunun elini tutarak Hz Ali’nin yanına geldi ve durumu anlattı.
Hz Ali şöyle buyurdu: Ona dayak atma.
Baba: Peki ne yapayım, buramıza geldi artık.
Hz Ali: Ona küstüğünü söyle.
Baba: Şimdiye kadar hiç bunu düşünmemiştim; evet bu, işe yarayabilir.
Hz Ali: Ama dikkat et, uzun süre küs kalma, çabucak barışmanın yollarını ara.
Sadece Hurma Yerim.
Hurmayı çok severdi öyle ki annesinin hazırladığı hiçbir yemeği yemezdi, eskiden severek yediği bütün yemekleri hazırlıyordu ama nafile, yediği tek şey hurmaydı. Artık annesi ve babası kaygılanmaya başlamışlardı ve kendi kendilerine söyleniyorlardı: Bu durum böyle daha ne kadar devam edecek? Hep hurma, hurma, hurma. İnsan biraz da başka şeyler yer.
Bu duruma daha fazla dayanamayan anne, çocuğun elini tutarak peygamberin kapısına geldi.
Anne: Ya Resulullah bu çocuk hurmadan başka hiçbir şey yemez hale geldi, biz söylüyoruz ama fayda etmiyor, bir de siz söyleseniz, belki bu işten vazgeçer de normal insanlar gibi yemek yer.
Peygamber: Gidin yarın gelin.
Oradan ayrılan kadın, peygamberin neden böyle davrandığına bir anlam veremiyordu.
Acaba biz mi yanlış yapıyoruz? Belki de çok hurma yemenin bir sakıncası yok! Yoksa farkında olmadan yanlış bir şey mi söyledim?
Bir gün sonra tekrar çocuğunun elini tutup peygamberin yanına gittiklerinde peygamber gülümseyerek çocuğa çok hurma yememesini ve diğer yiyeceklerden de yiyip annesini üzmemesini söyledi.
İçindeki sorulara cevap bulamayan anne daha fazla dayanamadı ve utana sıkıla neden bunu dün söylemediniz diye peygambere sitem etti.
Peygamber: Dün hurma yediğim için çocuğa “hurma yeme” demek istemedim, bunun için bugün gelmenizi söyledim.
Ebuzer TURAN
Zehranet