Peygamberler ve özellikle İslam peygamberi bu doğrultuda gönderilmişlerdir. Peygamberler istisnasız olarak bu yolda insanüstü bir azimle çalışarak bu yönde yapabilecekleri bütün işleri tereddüt etmeden yerine getirmişlerdir ve inatçı inkarcıların çirkin davranış tarzı onları yıldırmamıştır.
Bütün ilahi dinler ve peygamberlerin davranış tarzına baktığımızda bu dinler ve kişilerin ortak bir noktası olduğunu fark edeceğiz. Bütün ilahi dinler, insanın fıtratıyla tam bir uyum içindedir ve din öğretileri insan fıtratına ters öğretiler değildirler.
Diğer insanlardan uzak ve yalnız bir yaşam sürdürmek insanın fıtratına ters bir davranıştır dolayısıyla ilahi emirlerin genellikle insanların toplumsal hayatına dönük olduğunu görüyoruz.
Aile hayatı, sosyal hayatın başlangıç noktası ve belki de sosyal hayatı en çok etkileyen faktördür. Sağlıklı ailelerden oluşan bir toplum elbette ki sağlıklı bir toplumdur, aynı şey bunun tersi için de geçerlidir. Dolayısıyla insanların dünya ve ahiret mutluluğunun sağlanması için insan fıtratının ayrılmaz bir parçası olan toplumsal hayatın sağlıklı olması sağlanmalıdır ve bu iş için de toplumsal hayatın temel taşı olan aileden başlanılmalıdır.
Yüce Allah, aile hayatını bir ilahi ayet olarak anıyor ve şöyle buyuruyor:
Kendileriyle huzura kavuşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunlarda düşünen bir kavim için ayetler vardır.
Hiç kuşkusuz zengin İslam kültürü aile hayatının sağlığını ve sürekliliğini garanti altına alan en büyük kaynaktır. Eşler arasında olması gereken kalbi bağlılık bir ailenin temel taşıdır, bu temelin sağlamlığı ise bu doğrultudaki ilahi emirler çerçevesine uymaya bağlıdır.
İnsan ilahi hayattan uzaklaştığı miktarca huzur ve mutluluktan da bir o kadar uzaklaşmış olacaktır zira insanı yaratan Allah, onu nelerin mutlu ettiğini ve nelerin ona zarar verdiğini herkesten daha iyi bilir, ilahi emirler ise bu çerçevede düzenlenmiştir. Adeta biz Allahtan daha iyi biliriz dercesine ilahi kuralların yok sayılmasıyla kurulan toplumların akıbeti günümüzün batı dünyası gibi çökmüş bir toplum olarak önümüzdedir. Toplumsal değerlerin ayaklar altında olduğu, aile kavramının yok olmaya yüz tuttuğu, insanların yalancı mutluluklarla kendilerini avutmaya çalıştığı, yalancı gülümsemelerle kendilerini aldattığı bir toplum.
Bu yazının başlıca hedefi İslam dininin aile hayatına dönük tavsiyelerini kısa bir şekilde aktarmaktır.
- Sevgi dolu sözler.
Aile hayatının sağlıklı olmasını sağlayan en önemli etkenlerden birisi sözlü diyalogların doğru bir şekilde yapılmasıdır.
Doğru sözcüklerin seçilmesi, düşünerek konuşulması ve sevgi içeren sözcüklere ağırlık verilmesi karşı tarafın muhtemel olumsuz düşüncelere kapılmasını önlediği gibi aldığı sevgiye sözlü veya başka bir şekilde karşılık vermesine sebep oluyor. Bu ise aile hayatının her zaman sevgi dolu, canlı ve sıcak olmasını sağlıyor.
Eşler, birbirlerini güzel sözcüklerle seslediklerinde, bu, sadece eşlerin birbirilerine duydukları sevginin fazlalaşmasına yol açmıyor, aynı zamanda o evde yaşayan diğer kişilerin hayat tarzlarını da oldukça fazla etkiliyor. Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk, bu davranışları örnek alarak kendi hayatına yansıtacaktır ve yıllar sonra kurduğu ailede sıcak bir ortam sağlamak için zorlanmayacaktır.
Hz Ali şöyle buyuruyor: Güzel bir cevap almak istiyorsanız güzel konuşun.
Eşin ağzından çıkan güzel sözcükler adeta kişinin ruhunu okşuyor ve insanın bütün yorgunluğunu alıyor.
Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: Erkeğin, eşine “seni seviyorum” demesi, hiçbir zaman onun kalbinden çıkmaz.
Doğruyu söylemek gerekirse insan, kendisini her zaman güzel sözcükler kullanmaya alıştırmalıdır. zira insanın fıtratı her zaman güzellikten yanadır ve güzellik gördüğü yere sevgi duyar.
Hz Ali şöyle buyuruyor: Arkadaşlarının çok olması düşmanlarının ise az olması için dilini güzel sözcüklere ve selam söylemeğe alıştır.
Eşler arasında söylenen güzel sözcükler farklı toplumlar ve kültürlere göre farklılık kazanabildiği gibi farklı zamanlara göre de değişkendir. Dolayısıyla her sevgi dolu sözcüğü her yerde söylemek de doğru olmayabilir ve bu sözcükler kullanılmadan önce birçok faktör göz önüne alınmalıdır.
Diğer yandan kötü ve yaralayıcı sözler de olumsuz yönde oldukça etkilidir öyle ki bu sözcüklerin etkisi bazen kişinin hayatının tamamını etkisi altına alıyor. “Kılıç yarası geçer dil yarası geçmez” sözü ise bu gerçeği hatırlatıyor.
Hz Ali şöyle buyuruyor: Kötü sözlerden kaçının zira kötü sözler kalbi kin ve nefretle dolduruyor.
- En güzel isimle seslemek.
Kişinin, eşini, onun en çok sevdiği adla seslemesi aralarındaki karşılıklı sevginin artmasına yol açan en etkin yöntemlerden birisidir.
Peygamber efendimiz bu gerçeğin bütün toplumda yaygın olması gerektiğine değinerek şöyle buyuruyor: Üç şey Müslümanlar arasındaki sevgiyi artırıyor: 1- Güler yüzlü olmak 2- İçeri giren kişiye yer açmak 3- Kişiyi en sevdiği adla seslemek.
- Selam söylemek.
İslam öğretileri, eşler arasındaki sevgiyi artıran diğer bir faktörün ise eşlerin birbirlerine sevgi dolu ve açık bir şekilde selam vermeleri olduğunu gösteriyor.
Bütün aileye selam söylemek ve özellikle eş’e selam söylemek ailedeki canlılığı artırıyor.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: Kişi evine girdiğinde selam söylemelidir.
- Sevgi göstermek.
Evlilikler genellikle sevgiyle başlar ve evliliğe dönüşür ama İslam’ın bu yöndeki tavsiyesi kişinin, içindeki sevgiyi dışa vurması ve bunu eşine yansıtmasıdır.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: Birisini sevdiğinde sevgini ona göster zira bu, aranızdaki sevgiyi pekiştirecektir.
İmam Sadık (as) diğer bir hadiste kadın ve erkeklerin sevgi gösterme şekillerinin farklı olduğuna değinerek kadınların sevgi gösterme şeklinin nasıl olması gerektiğini şöyle açıklıyor: Başarılı bir evlilik için kadının uyması gereken üç şeyden birisi, eşini baştan çıkaracak şekilde ona sevgi göstermesidir.
- Karşılamak ve uğurlamak.
İnsanın ailesi ve yuvası huzur bulduğu ve rahatladığı yerdir. Helal bir rızık kazanmak için türlü zorluklara maruz kalan ve belki de insanların acı sözlerine katlanmak zorunda kalan bir kişi evine döndüğünde onu rahatlatacak sözler duymak istiyor, huzur bulacağı ve sakinleşeceği bir ortamla karşılaşmak istiyor. Güler bir yüzle karşılaşmak istiyor, kendisini sıcaklığına bırakacağı bir eşle karşılaşmak istiyor.
Onu karşılayan, tebessümüyle ona hayat veren ve getirdiklerini elinden alıp ona hoş geldin diyen bir sıcak bakışla karşılaşmak istiyor.
Bir kadın böyle olursa kocasının rızasını kazandığı gibi rabbinin de rızasını kazanmış olacaktır, bu basit gibi görünen davranışların Allah katındaki değerini belki de hiçbir lisan Peygamber gibi açıklayamaz.
Bir gün bir kişi Resulullah’ın yanına gelerek şöyle buyurdu: Benim eşim, eve girdiğimde beni karşılıyor, evden çıktığımda ise beni uğurluyor. Beni üzgün gördüğünde yanıma gelip şöyle diyor: Seni üzen şey nedir? Geçimimiz için üzülüyorsan, emin ol ki başkası (Allah) onu üstlenmiştir, Ahiret için üzülüyorsan, Allah hüznünü artırsın.
Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdular: Yeryüzünde yalnızca Allah için çalışan insanlar vardır ve bu kadın da onlardandır, şüphesiz ona yarım şehit sevabı vardır.
Hz Ali, kadınların efendisi ve bütün zamanların örnek eşi hakkında şöyle buyuruyor: Allaha yemin ederim, ölümüne dek ona hiçbir zaman gazaplanmadım ve onu hiçbir işe mecbur kılmadım. O ise hiçbir zaman beni üzmedi ve hiçbir zaman bana karşı gelmedi. Ona baktığımda ise bütün hüzün ve yorgunluğum gidiyordu.
Hadis kaynaklarında şöyle rivayet edilmiştir: Büyük sahabi Ebu Talha Ensari, tek oğlunu çok severdi ve herkes bunu bilirdi. Bir gün bu çocuk hastalar ve hastalığı bütün tedavilere rağmen ilerler, oğlunun ölmek üzere olduğunu gören Ebu Talha’nın eşi Ebu Talha’nın çocuğuna olan düşkünlüğünü bildiği için onu evden çıkarmak için Resulullah’ın yanına gönderir. Ebu Talha evden çıktıktan kısa bir süre sonra da çocuk ölür ve annesi onun cenazesini başka bir odaya taşıyıp, Ebu Talha için yemek hazırlamaya başlar, kendisini süsleyip güzel kokular sürüp Ebu Talha’nın gelmesini bekler. Eve giren Ebu Talha’yı her zamanki gibi güzel bir şekilde karşıladıktan sonra onu yemek sofrasına oturtur ve hazırladığı yemeği ona sunar. Ebu Talha çocuğun durumu nasıl? Diye sorduğunda ise, diğer odada uyuyor cevabını verir.
Yemekten sonra Ebu Talha’nın yorgunluğunun gittiğini gören eşi şöyle der: Birisi bize bir emanet vermiş olsaydı ve şimdi gelip onu bizden alsaydı rahatsız olur muydun? Ebu Talha “tabi ki hayır, neden rahatsız olayım ki” cevabını vermesi üzerine eşi, şöyle der: Az önce Allah bize verdiği emaneti geri aldı.
Bu sakinlik ve vakarı ölen çocuğunun annesinden gören Ebu Talha ise durumu sükûnetle karşılar ve bu olayı peygambere anlatır.
Peygamber efendimiz olayı duyduktan sonra şöyle buyuruyor:
Benim ümmetimde de Beni İsrail’in sabırlı kadını gibi bir kadın bırakan Allaha hamdolsun.
Daha sonra Resulullah bu çift için dua eder ve peygamberin duası üzerine yüce Allah Ebu Talha’ya dokuz hayırlı evlat verir.
- Yemek seçimi.
Eşlerin yemek konusunda aynı zevk ve isteklere sahip olması, aile sağlığını pekiştiren etkenlerden birisidir.
Açık konuşmak gerekirse eşlerin yemek konusunda anlaşmaları, evdeki potansiyel birçok anlaşmazlıkların kalkması anlamındadır. Özellikle yemek istediğiniz bir yemek varsa, gerekli malzemeleri eve getirip eşinizi bu konuda bilgilendirmelisiniz.
İşin doğrusu ise yemek konusunda çok bencil ve titiz davranmamaktır. Bu tür davranışlar eşinizin yorgunluğuna yorgunluk katan ve halk değimiyle onun elini soğutan bir davranıştan öteye gitmeyecektir.
Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: Mümin kişi ailesinin zevkine uygun yer, münafık kişi ise ailesine kendi zevkine uygun yedirir.
Peygamber efendimiz hiçbir zaman yemek seçmez ve her zaman eşinin hazırladığı yemeği eşiyle birlikte yerdi.
Kesin olarak bilinen bir gerçek var o da kadının hazırladığı güzel yemeklerin eşinin ona karşı olan güzel duygularını artırdığıdır. Hani erkeklerin kalbine giden yol midelerinden geçer derler ya, bunun tamamen doğru veya tamamen yanlış olduğunu söylemiyorum ama en azından kısmen ve birçok erkekte geçerli olan bir gerçektir.
İmam Sadık (as) ideal kadının özelliklerini sıralarken güzel yemek pişirme özelliğine de değiniyor ve şöyle buyuruyor: Kadınlarınızın en iyisi, iyi kokan ve iyi yemek pişiren kadınlardır.
Bu hadisin bir benzeri de Peygamber efendimizden nakledilmiştir.
- Aile geçimini temin etmek.
Bir kadında aranan özellik, güler yüzlü olmak ve güzel yemekler hazırlamak ise bir erkekte aranan başlıca özellik ailesine sunduğu yiyeceklerin helal olmasıdır. İşin bu bölümü evin hanımını ilgilendiren birçok bölümden çok daha tehlikeli ve aile için daha hayatidir.
Haram mal, kişinin kendisine zarar verdiği gibi ailesine de yansıyor ve doğurduğu sonuçlar yemek pişirmemek veya asık suratlı olmaktan çok daha tehlikelidir.
Kuşkusuz her ailenin erkeği o ailenin geçimini sağlamakla yükümlüdür. Evin erkeği, bu görevini layıkıyla yerine getirip helal rızık çerçevesinden dışarı çıkmazsa çok büyük bir görevi başarıyla yerine getirmiştir ve Allah katında çok büyük bir makamı elde etmiştir.
İmam Muhammed Bakır (as) şöyle buyuruyor: Ailesinin ihtiyaçlarını giderip başkalarına muhtaç olmamaları için ve komşulara yardımcı olmak niyetiyle helal rızık peşinde giden kişi kıyamet gününde ayın on dördü gibi parlak bir yüzle Allahın huzuruna çıkacaktır.
İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: Ailesi için helal rızık peşinde olan kişi, Allah yolunda cihat eden kişi gibidir.
İmam Rıza (as) şöyle buyuruyor: Allahın yardımını dileyerek ailesinin geçimini sağlamak için helal rızık peşinde koşan kişi, Allah yolunda çarpışan askerden daha büyük bir mükâfata sahiptir.
- Din sevgisini pekiştirmek.
Allahtan korkan insanlar her zaman aşırılık ve zulümden uzak duran insanlar olmuşlardır. Bir ailede ilahi bir yaşam benimsenmiş ise, o ailedeki denge ve düzen Allahın rızası doğrultusunda ayarlanmış ise o ailede hiçbir zaman huzursuzluk ve mutsuzluk yer alamaz.
Esasen mutsuzluklar ve huzursuzlukların ana kaynağı ilahi çizgiden uzaklaşmaktır.
İnsanı yaratan Allah onun özelliklerini herkesten daha iyi biliyor, onun potansiyellerini ve sahip olduğu olumlu ve olumsuz yönlerini herkesten daha iyi biliyor. Dolayısıyla Allahın insanlar için belirlediği yön ve koyduğu sınırlar insan için düşünülebilen en mükemmel hayat tarzını açıklıyor. Bütün olumsuzluklar ise bu çerçevenin dışına çıkmaktan kaynaklanıyor.
İlahi hayat çerçevesinde zorluklar olabilir ama mutsuzluklara yer yok, ilahi hayat çerçevesi dışında ise geçici zevkler olabilir ama mutluluğa yer yok.
- Hediyeleşmek.
İnsanların şahsiyetine gösterilen saygı, sevgi duygusunu doğuruyor. Hediye vermek kişiye gösterilen bir tür saygıdır ve bu da ister istemez karşı tarafın kalbinde sevgi uyanmasına yol açıyor.
Hediyeleşmek, evlilik hayatının çok önemli bir parçasıdır ve eşler arasındaki sevginin pekişmesi için sık sık tekrarlanması gereken çok tatlı bir sevgi kaynağıdır.
Peygamber efendimiz eşlerin hediyeleşmesi hakkında şöyle buyuruyor: Çarşıya girip de ailesine bir hediye alan kişi (aldığı hediyeyi ailesine getirinceye dek) çok ihtiyacı olan fakirlere ihtiyaçlarını Allah yolunda taşıyan kişi gibidir.
Hediye, kalplerdeki kırgınlıkları kökünden söküp atacak kadar güçlü bir sevgi iksiridir. Alınan hediyenin maddi değeri çoğu zaman önemli değil. Eşlerin hediyeleşmekte gördükleri şey, alınan hediyenin maddi değeri değil, içerdiği diğer mesajlardır. Hediye, “seni seviyorum” diyor, “sen benim için önemlisin” diyor, “iyi ki varsın” diyor.
Değişik münasebetlerle alınan hediyeler kişinin aklından çıkmayacak bir iz bırakıyor ve güven hissini kişinin bilinçaltına kazıyor.
İmam Sadık (as) erkeğin ailesine dönük görevlerini sıralarken şöyle buyuruyor: Bayram günlerine özel yiyecekleri ailesinden esirgememelidir.
Bu konuyu burada noktalıyor bütün bilinçli çiftlere mutluluklar dolusu bir hayat diliyorum.
Çeviri: Ebuzer TURAN
Zehranet.