Geçtiğimiz hafta, Çin’in işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da Uygurlara yönelik katliamı dünyada büyük yankı uyandırdı. Çin’in doğusundaki Guandong kentinde Uygur asıllı iki işçinin linç edilmesi (Çinli bir işçiye göre 30’dan fazla kişi öldürüldü) olayını protesto eden başkent Urumçi’deki Uygur Müslümanların üzerine Çin polisi ve askeri silahla müdahale etti ve binden fazla insan hayatını kaybetti.
50 yıldan beri Doğu Türkistan’da uyguladığı sistematik asimilasyon ve katliamı dünyanın gözünden kaçırmaya çalışan Çin, yaptığı son katliamla hep saklı tuttuğu sert yüzünün gerçeğin deşifre olmasına sebep oldu.
Doğu Türkistan’daki katliam, sadece Çin’in saklı tutulan sistematik katliam ve asimilasyon uygulamalarını değil, aynı zamanda başka halklara demokrasi dersi vermeyi görev sayan Batı dünyasının da gerçek yüzünü ortaya çıkardı.
Zira iki yıl önce Tibet’te Çin’in Budist rahiplere karşı uyguladığı baskı ve şiddeti sert şekilde kınayan Batılı siyasetçiler ve medyası, nedense Müslüman Uygurların şiddete maruz kalmasını görmezden geldi. İtalya’da toplanan G-8 liderleri Çin’i kınamayı bırakın, olaylarla ilgili olarak tek bir kelime etmemesi, Batı medyasının ‘Uygurlar Çinlilere saldırdı’ şeklindeki haberleri, Batı’nın sözde demokratik değerlerinin Müslümanlar için geçerli olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Batı’nın “Görmezden gelme” politikası şey İsrail’in bu yılın başında Gazzeli Filistinlilerin üzerine bomba yağdırırken de olmuştu.
Daha iki hafta önce İran’daki seçimlerden sonra başlayan protestolardan ‘laik bir karşı devrim’ beklentisi içerisinde İran muhalefetinin propagandasını yapan Batı medyası, İran rejiminin sözde ‘baskıcı’ yönünü dünyaya duyururken, dünyanın en acımasız rejimlerinden biri olan Çin’in sert yüzünü, söz konusu Müslümanlar olduğu için, yumuşatmaya çalıştı.
CIA tarafından finanse edilen İran muhalefetinden ‘devrimci karakterler’ ortaya çıkaran Batı medyası, kocası ve dört kardeşi tutuklanan Uygur Türkü Tursun Gül’ün Çin polisine meydan okumasını görmemeye çalıştı.
Batı’nın İslam’a ve Müslümanlara yönelik tavrı hiçbir zaman değişmeyecek ve bu yüzden Doğu Türkistan’daki katliam konusunda ortaya koyduğu politika (politikasızlık) bizleri şaşırtmadı ancak Türkiye’deki Batıcılar ile Çincilerin katliamda Çin’i haklı bulan imalarda bulunması, Türkiye’nin nasıl bir zihniyetle kuşatıldığını görmek açısından önemli. Çok şükür ki, bu zihniyetin bir bölümü Ergenekon davası ile temizlenmeye çalışılıyor.
Şurası bir gerçek ki; zulüm hiçbir zaman sonsuza kadar egemen olamayacaktır. Doğu Türkistan’da, Çeçenistan’da, Filistin’de, Keşmir’de, Irak’ta, Afganistan’da ve zulme uğrayan tüm İslam beldelerinde elbette bir gün özgürlüğe kavuşulacaktır. Bu özgürlüğün kazanılmasında bizlerin en başta yapmamız gereken yardım ise duadır.