Sözlü Saldırı
Karşınızdaki kişi kim olursa olsun, sizden edepli bir yaklaşım gördüğünde, size karşı edepsiz davranışlardan kaçınacaktır.
Hz Ali şöyle buyuruyor: Muhatabınızla edepli konuşun ki o da size karşı saygılı olsun.
Fiziki cezaların cinayeti tetiklediğini söylemek güç görünse de, en azından bu tür davranışların gençleri suç’a ittiğini söyleyebiliriz.
Gençleri suç’a iten önemli etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
1- Örnek almak.
2- Yoksulluk.
3- İntikam duygusu.
4- Yalnızlık hissi.
5- Şiddete maruz kalmak.
Yapılan araştırmaların birçoğu, suça eğilim gösteren erkek çocuklarının yüzde yetmişinin ebeveynleri aşırı sinirli ve sıkı kuralları olan insanlardırlar, yine aynı araştırmalar, cinayet işleyen kişilerin diğer kardeşlerine oranla daha fazla ceza ve şiddete maruz kaldıklarını gösteriyor. Sonuç olarak, şiddet uygulayan ve hatta cinayet işleyen çocukların daha önce önemli ölçüde şiddete maruz kalmış insanlar olduğu açık bir gerçektir.
Günümüzde çocuklara yönelik aileleri tarafından veya öğretmenler tarafından fiziki şiddetin önemli ölçüde azalmış olduğunu görüyoruz ancak bunun yerine sözlü saldırıların yaygınlaştığını söyleyebiliriz.
Günümüzün sorunu, fiziki saldırılar değildir gibi görünüyor ama sözlü saldırılar her geçen gün daha da yaygınlaşan çok tehlikeli ve görünmez bir saldırı türüdür.
Bazen bir sözlü saldırı, birçok fiziki saldırıdan daha etkili ve daha yıkıcı olabiliyor, Hz Ali, bazı sözlü saldırıların açtığı yaranın kılıç yarasından bile daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Sözlü saldırıların açtığı yaralar bazen kişinin hayatının sonuna kadar iyileşmeyebilir ve kişinin bütün hayatını etkisi altına alabilir.
Aşağıda okuyacağınız örnekler, yaşanmış olaylardır:
Bir ilkokul 3. sınıf öğretmeni şöyle anlatıyor: Öğrencilerimden birisi, ev ödevini okula getirmemişti ve ödevlerini yaptığını söylüyordu; dediklerine inanmıyordum, ardı ardına sözlü saldırılarda bulunuyordum ve yalan konuştuğunu söylüyordum. Zavallı çocuk hıçkırarak ağlamaya başladı ve ağladığı halde yemin ederek ödevlerini yaptığını söylüyordu. Okul bekçisini sesledim ve müdüriyetten izin aldıktan sonra çocukla birlikte gidip evden ödev defterini getirmelerini istedim. Çocuk tekrar tekrar ev ödevlerini yaptığını söylüyordu ama onu dinlemiyordum bile. Çocuğu gönderdikten sonra diğer çocuklara da güzel bir ders verdiğim düşüncesiyle derse devam ettim.
On dakika sonra sınıfın kapısı çalındı ve kızcağız gülerek yanıma geldi, defterini uzattı ve yerine geçti. Bütün ödevlerini çok güzel bir yazıyla mükemmel bir şekilde yazmıştı.
Kızcağızı ne kadar üzdüğümü düşündükçe kahroluyorum, evet, fiziki bir ceza vermemiştim ama yaptığım sözlü saldırılar birçok fiziki şiddetten çok daha korkunçtu. Çocuğu kucaklayıp özür dilemek istiyordum ama bunun için yeterli gücüm olmadığını düşünüyordum. Gözlerimin içine baktığını biliyordum, ona dönüp gülümsemek istiyordum ama buna da gücüm yoktu.
Bir ortaokul son sınıf öğretmeni şöyle anlatıyor:
Sınıfımda aşırı hareketli bir çocuk vardı, bir dakika bile bir yerde durduğunu göremiyordum, hep diğer öğrencilerin dikkatini dağıtıyor sınıftaki çabalarımı boşa çıkarıyordu. Bir gün yine yaramazlık yapıyordu, artık dayanamadım ve bağırarak çok çirkin bir sürüngenin adını getirerek ona seslendim ve adam gibi yerine oturmasını istedim. Çocuk bir anda sessizleşti ve usluca yerine oturdu. Doğrusu, kendim de dediğime pişman olmuştum ama her şey bir anda olup bitmişti. Söylediğim söz, çocuğu çok derinden etkilemişe benziyordu, artık o eski yaramaz çocuk değildi, çok sessiz ve hareketsiz bir çocuk olmuştu.
Yaz tatilinden bir ay önce çocukları hayvanat bahçesine götürdük, o çocuğun sürüngenler bölümünden çıkmaması dikkatimi çekti, yanına gittim ve neden başka bölümlere de bakmadığını sordum. Yüzüme baktı ve şöyle dedi: Aylardır düşünüyorum, acaba gerçekten bu sürüngene benziyor muyum? Şimdi bunu anlamaya çalışıyorum.
Bunu söyledi ve uzaklaştı.
Bir lise öğretmeni şöyle anlatıyor: Lise döneminde öğrencilerin yaşını da göz önünde bulundurarak artık herhangi bir fiziki şiddet uygulamamız söz konusu değildir ancak bunun yerine liselerde bolca sözlü saldırı görebilirsiniz.
Kendi adıma birçok sözü söylediğime pişmanın ancak o zamanki öğrencilerim şimdi çoluk çocuk sahibi insanlardırlar ve ulaşabildiklerimden özür dilemeğe çalışıyorum.
Geç gelen bir öğrenciye “aferin çok erkencisin”, puanı düşük öğrencilere ise burada söyleyemeyeceğim türlü sözlü saldırılarda bulunuluyor. Maalesef bu sözcükler, liselerimizin edebiyatı haline gelmiş durumunda ve hepsini bir araya getirecek olursak bir kitap oluşturacak kadar çok olduğuna inanıyorum.
En çok rahatsız olduğum konu ise bunların kötü etkileri hakkında öğretmenlere yönelik herhangi bir eğitim verilmemesidir. Neden hiç kimse daha önce bunların ne denli yıkıcı olabileceğini bana söylemedi? Neden bunca hatadan sonra yanlışlarımın farkına varayım? Bunları baştan bilseydim daha dikkatli davranırdım.
Bunu da bilmeliyiz ki fiziki hasarlar, sözlü saldırıların verdiği hasarlardan çok daha erken iyileşiyor ve unutuluyor.
Çeviri/Zehranet.