Merhaba arkadaşım.
Gözlerini kapat ve kendini sahildeki sıcak kumların üzerine bıraktığını düşün, kollarını açarak gökyüzündeki bulutların yavaş yavaş geçişini seyrettiğini düşün, sıcak su dalgalarının ayaklarını okşadığını, denizin sana şarkılar söylediğini düşün, güneşin sıcak battaniyesi altında denizin serin rüzgarıyla serinlediğini düşün.
Huzur içinde olduğunu düşün.
Bu yazı dizisini okuyarak huzur sahiline ulaşabilirsin.
İman İksiri
Ömür boyu huzur ve mutluluk istiyorsanız stres ve huzursuzluğun ana kaynaklarını çok iyi tanımalısınız. Kuran ve hadis kaynaklarımıza baktığımızda büyük şahsiyetlerin seçkin sözlerinde gördüğümüz gibi huzursuzluğun ana kaynağı olarak iman zayıflığının gösterildiğini ve huzurun ana kaynağı olarak ise iman gücünün olduğunu görebiliriz.
Hiç abartmadan iman gücünün insanı olumsuzluklara karşı yenilmez bir varlığa dönüştürdüğünü söyleyebilirim. Olumsuzluklar insanın şahsiyetini hedef alarak onu her taraftan çembere aldığında, Allaha sığınmak, insanın ruhunu inanılmaz bir şekilde etkileyerek onun bu zorluklardan hiç yara almadan sıyrılıp kurtulmasına olanak sağlıyor. İmanlı insanların olumsuzluklara karşı gösterdiği tepki ile imansız insanların gösterdiği tepki tamamen farklıdır.
Uhud savaşından hemen sonra Medine’de yaşayan bir bayana, üç aile ferdinin şehit olduğu haberi ulaştı, bu kadın, yanına devesini de alarak şehitlerinin cenazelerini almak üzere uhud çölüne doğru yola koyuldu, uhud çölünden dönerken Resulullahın hanımı Ayşe ile karşılaştı, Ayşe ona şöyle sordu: Resulullah’tan haberin var mı? İman gücüyle dolup taşan bu büyük kadın, büyük bir metanetle şöyle cevap verdi: sana bir müjdem var, peygambere hiçbir şey olmamış, bu büyük nimetin karşısında ise bütün acılar küçüktür. Peygamberin hanımı, devenin üzerindeki cenazelerin kimler olduğunu sorunca ise şöyle cevap verdi: birisi kocam, diğeri oğlum ve öteki de kardeşimdir, onları Medine’de defnetmek istiyorum.
Hiç düşündünüz mü, Hz. Zeyneb’i Kerbela çölünde, onca acılara karşı sabırlı kılan şey ne idi?
Materyal düşünce tarzı şimdiye kadar böylesi insanlar yetiştirememiştir ama İslam tarihi bu şahsiyetlerin birçok yerde parlamasıyla tanınıyor.
Dail Carnegie şöyle diyor: babam aşırı borç ve olumsuzluklar sonucu sağlığını kaybetti.
Doktorlar altı aydan fazla yaşayamayacağını söylüyorlardı. O dönemde babam defalarca intihar etmek istedi. Yıllar sonra babam bana o dönemde yaşadıklarını anlatırken şöyle dedi: o dönemde beni intihar etmekten vazgeçiren tek sebep, annenin güçlü imanı idi, o her zaman şöyle derdi: eğer Allah’ı sevip emirlerine uyarsak bütün işler düzelecektir. Evet, annem çok haklıydı, sonunda bütün işler düzeldi ve babam kırk iki yıl daha yaşadı. Din ve iman bana ümit ve cesaret veriyor ve beni ızdıraptan kurtarıyor.
Birisi için bir şeyler yaptığımızda bize teşekkür edilmiyorsa rahatsız oluyoruz ama imanlı insanlar hiçbir zaman yaptıklarının karşılığını Allahtan başkasından beklemezler.
Ehli-Beyt (as) hiçbir karşılık beklemeksizin kendi yiyeceklerini kapılarını çalan fakir, esir ve miskin’e verdikleri için insan suresi onların hakkında inmiştir ve yüce Allah onların hakkında şöyle buyurmuştur:
“Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler / Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.”
Hz. Ali (as) şöyle buyuruyor: insanların nankörlüğü seni iyilikten alı koymasın, Allah iyilik edenleri sever.
İman gücü insanın diğer insanlara karşı olumsuz bakmasını engellediği için stresin en büyük etkenlerinden birisi olan karamsarlığı insandan uzaklaştırıyor. Kuran’a inanan insan, kuranın buyruklarına uyarak diğer insanların yaptıklarını iyiye yorarak kendisini karamsarlık uçurumundan uzak tutuyor. Allahın takdir ettiğine gönülden razı olmak, hayatın tadına tat katan, iman gücünün diğer bir etkisidir.
Hz. Ali (as) şöyle buyuruyor: Allahın takdir ettiğine razı olduğunuzda hayatınız tat kazanır ve zenginlik size yüz tutar.
Günümüzün psikologları da bu gerçeğin önemini vurguluyorlar. William James şöyle diyor: olayları olduğu gibi kabullenin, olayları benimsemek için her zaman hazırlıklı olun, zira olanları kabullenmek acıların getirdiklerinden kurtulmanın ilk adımıdır.
Sözünü ettiğimiz bu tavsiyeler farklı insanlarda az veya çok etkili olsa da iman ve din temeline dayanmadıkça insanların acılarına derman olamaz. Din bilincine sahip bir insan varlık aleminde Allahın istediği dışında hiçbir şeyin olmadığına inanır ve böylelikle kendi isteği dışında gelişen olumsuzlukların Allah tarafından onun kalbini temizlemek için gönderilen birer acı ilaç olduğuna inanır dolayısıyla zorlukların onu yenmesine müsaade etmiyor. Böyle bir insan, hayatın her türlü olumsuzluğunda kendisini nasıl huzur limanına ulaştıracağını çok iyi bilir.
İmam Muhammed Bakır (as) bir gün, hastalanan Cabir bin Abdullah El-Ensari’nin yanına giderek durumunu sordu. Cabir, imama dönerek şöyle dedi: Yaşlılığı gençliğe, hastalığı sağlığa ve ölümü hayata tercih edecek durumdayım.
Bunun üzerine imam (as) şöyle buyurdular: ama biz, Peygamberin ehl-i Beyti olarak böyle değiliz; Allah, bizim için sağlık veya hastalık takdir etmişse, gençlik veya yaşlılık takdir etmişse, bizim için ölüm veya hayat takdir etmişse onun takdir ettiğini can ü gönülden kabul ederiz.
Hiç düşündünüz mü, Kerbela kahramanı Hz. Zeyneb’i onca acıya karşı “güzellikten başka bir şey görmedim” diyecek kadar güçlü kılan şey ne idi? Kerbela esirleri içinde hiçbir şey olmamış gibi büyük bir vakarla yürüyen tek kişi, Hz. Zeynep’ti.
Çabalarına karşılık teşekkür edilmeyen insan, üzülüyor ama ilahi insanlar ve iman sahibi olanlar, hiçbir zaman karşı taraftan teşekkür beklemezler, onlar sadece Allahın onlara verdiği sevaba bakarlar.
Büyük üstat Mutahhari imanın bir etkisi olarak, huzur’a değinerek şöyle yazıyor: insan, yaratılış itibarıyla saadet ve mutluluk peşindedir, saadete ulaşmak düşüncesi onu heyecanlandırdığı gibi yoksullukla dolu ve kötü bir hayat düşüncesi de onu derinden üzüyor. İnsanın saadeti iki etkene bağlıdır 1- çaba 2- bulunduğu ortama güvenmek. Bir öğrencinin başarısı da iki etkene bağlıdır, kendi başarısı ve okul, ebeveyn, öğretmen ve arkadaşların oluşturduğu ortamın sağlıklı olması. Çok çalışkan bir öğrenci, eğitim gördüğü kuruma güvenmiyorsa, ona puan verecek olan öğretmene güvenmiyorsa ve adaletsiz bir davranışa kurban gideceğinden endişe ediyorsa bütün bir yıl boyunca stresten kurtulamaz.
İnsanın durumu ise apaçıktır, insanın, kendisine yönelik hiçbir şüphesi yoktur. İnsanı huzursuzluk ve strese sevk eden etken dünyada ne yapacağını bilmemektir. Acaba iyi işler gerçekten faydalı mıdır? Acaba doğru konuşmak, çalmamak faydalımıdır? Acaba bütün bu çabalardan sonra işin sonu hüsran mıdır? İşte burada huzursuzluk ve stres en belirgin şekilde kendisini gösteriyor.
Bu gibi durumlarda dini inanç, insana, dünyaya yönelik bir güvence verdiği için insanın dünyadaki davranış belirsizliği de gideriliyor ve bu belirsizlikten doğan huzursuzluğun yerine sükunet ve huzur egemen oluyor.
Devam edecek…
Çeviri: Ebuzer TURAN
Zehranet.