Özelliklede düşünce, inanç, yaşam tarzı ve dünya görüşü acısından tam bir uyum içerisinde olmasalar bile temelde uyum içinde olmaları gerekir. Aksi takdirde bir süre sonra sayısız sorunla karşı karşıya kalacaklardır. Evlenecek gençlerden bazıları, duygularının baskısında kalarak sevdiklerinde denklik olmadığını düşünmeden karar verebiliyorlar. Sonunda da faydasız pişmanlıklar yaşıyorlar.
Neden pişmanlıklar yaşıyorlar? Çünkü adaylar arasında önce denklik bulunması gerekiyor. Buna fıkıh dilinde (küfüv) deniyor. Yani iki tarafın da yaşayışında ve hayat anlayışında ortaklık, en azından yakınlık olmalıdır. Bu yakınlık özellikle dindarlıkta aranmalıdır. Dindarlıkta bir birine yakınlık olmazsa anlaşmada zorluk çekilecek, hatta bu anlaşma zorlukları sonunda geçimsizliğe bile dönüşecektir. Çünkü koca dindar olunca evde İslami alışkanlıklar, örf, adetler uygulanıyor, bu anlayışta olmayan kadın da buna uyum sağlayamıyor, aksini yaşıyor, hatta zıddını iddia ediyor. Derken uyumsuzluk geçimsizliğe dönüşebiliyor. İşte böyle geçimsizliğe dönüşecek bir uyumsuzlukla karşılaşmamak için gençler baştan denk olup olmadıklarını, uyum sağlayıp sağlayamayacaklarını araştırmaları, kararı bundan sonra vermeleri gerekiyor.
Evlilik meselesinde de bir yere kadar dış açıdan kız ve erkek arasında bir benzerlik olması gerekir, fakat bununla beraber benzerliğin en önemli aşaması, dindarlık yönünden olmalıdır. Yani temiz hak kültüründe mümin müminin dengi ve dindar da dindarın benzeridir. Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
“Temiz kadınlar, temiz erkekler içindir.”
“O halde temiz kadınlarla evleniniz.”
Bu ve buna benzer ayetlerdeki temizlikten maksat, batın, inanç ve ruh temizliğidir; Allah’a, nübüvvete, imamete, meada, Kuran’a ve meleklere iman etmek ve hakkın ahlakıyla ahlaklanmaktır. O halde Müslüman ve mümin bir erkek, Müslüman ve mümine olmayan başka bir kadınla evlenemez, aynı şekilde mümine bir kadın da mümin olmayan bir erkekle evlenemez. Eğer ikisi de mümin olursa, iki nur, iki temiz varlık ve iki kemal yolcusu birbirine kavuşur, böylece evlilikte ortaya çıkacak birçok sorunda önceden önlenmiş olur.
Duygusal olan genç birazda duygularına hâkim olmasını bilerek, duygularının aklına galip olmasına izin vermemeli, hedefi Allaha ulaşmak olmayanı her ne kadar çok sevse de duygularının önüne geçmeli, sabretmesini bilmeli ve unutmamalı ki; “Allah onu daha güzel, daha iyi ve daha hayırlısı için saklamıştır.” İman etmemiş olan bir erkekte veya hakikatle süslenmeyen bir kadında var olan güzelliğin, malın, mevkinin; mutluluk, esenlik, sevinç ve hayatın saadetle sürekliliği hususunda etkili olduğunu sanmamalı. Evlilikteki mutluluk yalnızca Allaha iman ve onun emirlerini uygulamaya bağlıdır.
Elbette ailelerin, eşlerin denk oluşu meselesinde zorluk çıkarmaması gerekir. Birbirini seven, küfüv olan, uyuşan kız ve erkek; inanç, ahlak, İslami amel, dış görünüm açısından birbirine yakın olurlarsa, bu ikisi kutsal dinimize göre birbirine denktir, eşittir ve onların evliliği Hakkın bereket ve rahmetinin tecellisi olacaktır. Evliliklerine mani olmak büyük günahtır, buna ne Allah nede Resulü razıdır, Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Dini açıdan beğenilir, emanete dikkat eden mümin bir genç size gelip kızınızı isterse, izin verin evlensinler. Eğer bunu yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat ortaya çıkar.” Ve çıkan bu fitne –fesatların günahı da evlenmelerine izin vermeyenlere yazılacaktır, öyleyse müstakbel damat ve gelinde öncelikle imanı arayın, eğer ikisi de imanlıysa ve birbirlerini seviyorlarsa izin verin evlensinler. Böylece Allah size de büyük mükâfatlar verecektir.
Ancak, buna rağmen evlilikte istenen uyum sağlanamaz da sonunda bir uyumsuzlukla karşılaşılırsa durum ne olacak? Artık her şey mahvolup bitti mi? Aile yıkılma tehlikesiyle yüz yüze mi? Yoksa bu uyumsuzluğun da bir çaresini aramak, bir uyum yolu bulmak mümkün mü?
Ayetullah Hamanei ailedeki çatışma ve uyumsuzluğun giderilmesi için şöyle buyuruyor: “Ne mutlu o erkeğe ki, dindar hanımını taklit eder, dindarlıkta hanımına tabi olur ve ne mutlu o hanıma ki, dindarlıkta kocasına tabi olur, dindar kocasını taklit eder.”
Demek ki, bir ailede uyumsuzluk varsa çare, birinin ötekine tabi olmasıdır. Körü körüne “evin reisi erkektir” demek, tamamen İslam’a ters bir düşünce, evde kim daha Allah'a yakınsa, kim kulluk vazifesini en iyi şekilde yerine getiriyorsa, ona uyulmalı, onun sözünü dinlemeli, dediklerini yapmalı. Ailenin dindar olanı hangisi ise ona tabi olunacak, dindarlıkta ileride olan taklit edilecek, böyle bir tabi oluşla hem ailedeki uyumsuzluk giderilecek, hem de uyanın ebedi hayatı kurtulacak. Çünkü dindara uyanın ahireti tehlikeye girmez, aksine kurtulur. Böylece uyan kaybetmez, kazanır.
Bu durumda uyması gereken itiraz edipte mesela, “Ben erkeğim, kadına tabi olamam!” diyemez. Bu nokta, tarafları benlik duygusundan kurtarır, şahsa değil şahsın dindarlığına uyulduğu için rahatlatır, ailedeki zıtlaşmalar şahsa değil şahsın benimsediği dindarlığa uyulduğu için çözümlenmiş olur. Bu karı koca hiç şüphesiz cennette de birbirlerini bulacak ve sonsuza kadar Rablerinin nimetleri içinde mesud olacaklardır.
Peki ya erkekte kadında dindar olmazsa o zaman ne olacak? O zaman biz ne desek boş, onlar da bir birlerini günaha davet edecek, birbirlerini günahlı bir hayata teşvik edecek, sefahate koşmakta yarışa girecekler. Yazık o iki karı kocaya ki, bir birinin günahını, kötülüğünü taklit ederler, birbirini ateşe atmakta, cehenneme itmekte yarışa girerler, yardımcı olurlar.
Öyleyse, aile içinde uyulacak dindar birinin bulunması aile için büyük bir nimettir. Diğerleri ona sahip çıkıp tarafını tutmalılar. O da bulunduğu yerin nezaketini bilmeli, itici tavırlardan kaçınarak çekici bir esneklik göstermelidir. Böylece ailenin dindarına tabi olmanın aileyi hem dünyada hem de ahirette kurtaran mutlu sonucu alınmalıdır.
Sırf eşlerden birisinin imanlı, Allah dostu olması bile çok önemli, dindar olmayan eşi ona uymasa bile bu imanlı eşin duası elbet bir gün onu düzeltecektir. Kocası için gece namazlarında dua eden ve sonrasında Allah’ın lütfünü gören nice mümine kadın bulunmaktadır.
HAZIRLAYAN : ZEHRANET